İklimi Değiştirirken Havamız Temiz Olabilir mi?

Bir süredir kentlerde yaygın bir sis yaşıyoruz. Sisle beraber, bir taraftan nefes almakta zorlanıyoruz, diğer taraftan hava kalitesinin kötü olmadığını, hatta iyi olduğunu hava izleme istasyonları ile ilgili internet sayfasından öğreniyoruz. Diğer yandan, Prof.Dr. Orhan Şen, sabahları görülen sisin hava kirliliği ile alakalı olduğuna dair sosyal medyada bir açıklamada bulunarak meteoroloji ile hava kirliliği bağlantısını kurunca resim biraz daha ilginç bir hale geldi. Şimdi gözle görünene, burunla koklanana mı inanacağız, yoksa istasyon verilerine mi? En doğrusu ölçümün sağlamasını yapmak, hesaplamak.

Öncellikle sis ile hava kirliliğini karıştırmamak gerekiyor. İlki meteorolojik, ikincisi insan kaynaklı. Ancak, kentte sis var ise, kentin çevresinden hava dolaşımını engelleyen yüksek binalar yapılmışsa, rüzgarın olmadığı bu durumlarda yakılan fosil yakıtlar sisin etkisini arttırıyor. Ulaşım, binalar ve sanayii özellikle yakıtları ile hava kirliliğine katkıda bulunuyor.

Hava izleme istasyonları bulunduğu yerdeki hava kalitesini ölçer. Yani bir sonuçtur. Kullanılan petrol ve kömürün kalitesinde zaman içindeki gelişme, bir nebze de olsa havadaki kirletici madde miktarını etkiledi. Yine de yanma varsa kirletici gazlar ve de iklimi değiştiren seragazları atmosfere salınır. Bu nedenle, tüketilen fosil yakıtlarının miktarını ve değişimini bilirseniz, oradan hava izleme istasyonlarının verilerinin sağlamasını yapabilirsiniz. Tek farkla, izleme istasyonları anlık ölçer, fosil yakıt kullanımı ise anlık tüketimi bilemediğiniz için yıllık düzeyde size veriyi verir.

Türkiye atmosfere 2013’de 1990’a göre %110 daha fazla sera gazları saldı. Peki kentlerde belirleyici olan binalarda fosil yakıt tüketimi ve karayolu ulaşımı kaynaklı karbondioksit miktarı ne kadar arttı? Sonuçta fosil yakıtları yakınca, yakıtın cinsi ve yakma biçimi ile alakalı bir şekilde karbondioksit gibi seragazı yanında havayı kirletici gazları da yakıyorsunuz. Hesabı eşitlemek için 1990 yılı salımlarına 100 diyelim. Bu durumda 2013 yılında binalarda 221, ulaşımda ise 256 birim atmosfere karbondioksit salınmış. Yani iklimi değiştiren ve havayı kirleten fosil yakıtlarda ciddi bir artış söz konusu.

Bu durumu zaman içinde de görelim. Grafikte de göreceğiniz gibi, 2000 yılına kadar hem karayolu ulaşımında hem de binalarda karbondioksit salımlarımız belli bir aralıkta seyrediyor. Sonrasında aralığın üstüne çıkıyor ve 2007’den sonra ikisi de hızla yükselmeye başlıyor. Yani bugün geçmişten daha fazla fosil yakıt kullanıyoruz.

KentlerdeFosilYakıt

Bugün ekonomi politikasının adı yüksek karbon ekonomisi. Yani yüksek binaların çevrelediği kentler, daha fazla kömür, petrol ve doğalgaz kullanan bina ve ulaşım sektörlerine sahibiz. Düşük karbon ekonomisine geçmeyi düşünmediğimiz içinde enerji verimliliği ve tasarrufu politikalarında yer bulmuyor. Sonuçta daha fazla fosil yakıt için daha fazla parayı doğrudan ve dolaylı olarak ödüyoruz.

Şimdi soru şu, bu kadar iklimi değiştiren fosil yakıt kullanımı artarken, kentlerimizin havasının temiz olduğunu düşünebilir miyiz?

Share Button

Afşin-Elbistan Termik Santrali Raporu; Enerji Üretmekten Çok İklimi Değiştiriyor.

Türkiye’nin son yıllarda önem verdiği Afşin-Elbistan linyit rezervi üstüne Önder Algedik tarafından hazırlanan rapor, yatırımların elektrik üretiminden çok iklim değişikliğine katkısı olduğunu ortaya koyuyor.

AEL-Rapor

Rapora ulaşmak için tıklayınız.

Türkiye yüksek karbonlu büyüme için bir taraftan Afşin-Elbistan C, D ve E sahalarını kamu yoluyla geliştirmeye çalışırken, özel sektörün yatırımlarına da önünü açıyor. Rapor, Afşin-Elbistan örneği üstünden Türkiye’nin enerji politikalarına dair önemli ip uçları veriyor:

  • 1984’de ara verilen kömür arama faaliyetleri 2005’de yeniden başladı.
  • Arama faaliyetleri sonucunda Afşin-Elbistan linyit rezervi 4,8 milyar tona çıktı. Bir anlamda her 3 linyitin biri Afşin Elbistan’da bulunuyor.
  • 2015 yılına kadar 405 milyon ton kömür yakılması karşılığında 173,3 milyon megawatt saat elektrik üretilirken atmosfere 200 milyon ton karbondioksit salındığı tespit edildi.
  • 3,4 milyar dolar ilk yatırım maliyetine rağmen ortalama 8 bin saat çalışma süresini yakalamıyor. 8 ünitenin ortalama çalışma süresi 2012’de 2422 saate kadar düşmüş durumda.

Rapor ayrıca rezervin elektrik üretimi ile yakılması durumunda iklim değişikliğini durdurmanın zorluğunu da ortaya koymakta. Kalan rezervin yakılması ile atmosfere 2,4 milyar ton karbondioksit salınacağı tespit edilirken zararlarının bununla sınırlı kalmadığına ortaya koyuyor.

Sadece 2014 yılında çıkartılan kömürün yakılması sonucunda 2,7 milyon ton uçucu külün bacalardan verilerek çevreye yayıldığı, A santralinde baca gazı de-sülfürizasyon tesisi olmadığı için 270 bin ton civarında kükürt içeriğinin ne kadarının kükürt-dioksit olarak atmosfere verildiği ise bilinmemektedir.

Share Button

Financing Coal

Turkey’s coal based energy policies threatens G20 and UNFCCC discussions

Climate and Energy Consultant and founder of 350Ankara.org; Önder Algedik has published a new report called Financing Coal: High Carbon Arithmetic of Turkey in the year of G20 Presidency of Turkey and UNFCCC Paris talks. The report explores Turkish coal sector including finance mechanisms that supports high carbon dynamics of Turkish energy sector. According to report, with current energy policies, Turkey will emit more greenhouse gas from electricity sector after completing coal power plants on the pipeline.

Writer of the report; Onder Algedik summarizes that “Although we are globally discussing abandoning coal in the eve of UNFCCC Paris and Turkey included fossil fuel subsidies and climate financing topics in G20 agenda, Turkey continues developing privileges for coal usage and planning to release more GHG emissions by usage of more domestic and global coal reserves”

FinancingCoal

Fossil Fuel usage increasing faster than energy demand;

In terms of fossil fuels, report shows that, fossil fuel usage is accelerating faster than energy demand in Turkey:

  • Fossil fuel usage increased 152%, despite %128 total primary energy increase between 1990-2012.
  • Turkey’s high carbon policies increased share of fossil fuel from %81.5 in 1990 to %89.9 in 2012.

 Usage of coal in electricity sector is increasing and boosting GHC emissions of Turkey;

While the greenhouse gas emissions of Turkey has increased 133.4% between 1990-2012, the emission produced by the combustion of coal at thermal power plants has increased 219%. Moreover; If Turkey commissions the plants included in the portfolio; the coal-sourced carbon dioxide emission, which was 21,5 million tons in 1990, 68,7 million tons in 2012, is expected to reach 200 million tons (which is almost half of Turkey’s 2012 GHG emissions).

Moreover, Turkey provides more incentives for coal investments and developing new coal finance mechanisms. As a result; crediting coal investments are increasing and boosting GHC emissions of the country. Report concludes that up to now; national banks provided 4,3 Billon dollar credit to 4.7 GW of coal power plants by securing investment and supporting policies. These credits will be increased by realization of 20 GW of coal power plant.

Carbon Leakage through Coal!

Report shows that Turkey’s energy policies based on coal leads the extraction of more domestic and some global coal reserves.

  • Between 1990 and 2012, Turkey’s domestic coal usage doubled while coal import increased 5 times.
  • If the current coal plans are realized, Every 3 MW of 4 MW new capacities will use exported coal in Turkey.

Current data shows that; alongside the extraction of national coal reserves, Turkey is becoming an address of carbon leakage day by day through imported coal. Coal import from South Africa, Australia, USA, China and Canada, and mainly Russia has been increased drastically and will increase with current coal based energy policies.

Full version of the report can be downloaded through this link.

Share Button

Kömürü Finanse Etmek!

WebKapakKomurFinans

Türkiye’nin kömür yatırımlarını ve bu yatırımların iklim değişikliği ve sera gazları emisyonları açısından ne anlama geldiğini ortaya koymayı amaçlayan rapor çarpıcı sonuçlar içeriyor.

– rapora ulaşmak için tıklayınız

Kömürlü termik santraller, sera gazı emisyonlarımızı arttırıyor.

Rapor’a göre, Türkiye’deki fosil merkezli enerji politikaları yüzünden;

  • Türkiye’nin sera gazı emisyonları 1990-2012 arasında %133,4 artarken, termik santrallerde yakılan kömürden kaynaklı sera gazı emisyonu ise %219 arttı.
  • 2012’de Türkiye’nin atmosfere saldığı her 5 karbondioksit gazından 1’i termik santrallerde yakılan kömürden kaynaklandı.
  • Türkiye’nin portföyünde bulunan santralleri gerçekleştirmesi durumunda, elektrik ve ısı sektöründe 1990’da 21,5 milyon ton, 2012’de 68,7 milyon ton olan kömür kaynaklı karbondioksit emisyonu 200 milyon ton’a ulaştırması beklenmekte..

İmtiyazlar kömür ve emisyon ithalatı demek.

Kömürü Finanse Etmek adlı Rapor, aynı zamanda kömür üretim ve tüketim verilerini de karşılaştırıyor. Sonuçlar, Türkiye’nin 1990 yılına göre 2 kat kömür üretir, 5-6 kat kömür ithal eder hale geldiğini gösteriyor. Kömür yatırımları ve kömüre verilen destekler yüzünden daha fazla kömür ithal ediyoruz ve enerjide dışa bağımlılığımız artıyor.

Türkiye iklim değişikliği ile mücadeleleri değil, fosil yakıtları teşvik ediyor.

Türkiye’deki elektrik üretiminde doğalgaza rağmen kömürün payının giderek güçlendiğini ortaya koyan rapor, Türkiye bir yandan mevcut iklim fonlarından yararlanmaya çalışırken, diğer bir yandan ise mevcut kömür rezervlerini piyasaya açıyor ve beraberinde ithal kömür kullanımını güçlendirdiğini gösteriyor. Veriler iklim değişikliği yada dışa bağımlılık tartışmasından yerine Türkiye’nin yüksek karbon ekonomisi aritmetiğini uyguladığını ortaya koyuyor.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Rapora dair haberler:  Dünya, Hürriyet, OdaTV, Diken

Share Button

Türkiye Enerjisini Neden İsraf Ediyor?

Soma maden kazası ardından 17 Mayıs günü dönemin Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik gelen eleştirileri “Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var” diyerek cevapladı. Ermenek maden kazası ve Yırca köyünde zeytinliklerin termik santral yapılması için kesilmesi tartışmasında yine aynı sahne yaşandığında, Başbakan Yardımcısı ve şimdiki Hükümet Sözcüsü Arınç ” Dağ taş zeytin ağaçlarıyla dolmuştur. Ama Türkiye’nin enerjiye de ihtiyacı var” açıklamasını yaptı.

Burada hükümet açık bir biçimde daha fazla iklimi değiştiren enerji biçimlerini tercih ettiğini ortaya koyuyor. Meseleyi biraz derinlemesine incelediğimizde, karşımıza israf edilen enerjiden para kazanan ve uygun sektörler yaratılarak ekonomi böylece büyüten bir devlet çıkıyor.

Daha fazla kömür ve petrol gelir demek!

2013 yılında Türkiye 55,9 milyar TL enerji hammaddesi ithal etti. Bu kalemlerin içinde kömür, petrol ve doğalgaz bulunuyor. Bu üç fosil yakıttan devlet doğrudan kullanılması, ya da elektriğe çevrilerek kullanılması üstünden çeşitli vergiler topluyor. Bunlardan sadece 2013 yılı içinde petrol ve doğalgazdan alınan ÖTV’nin toplamına baktığımızda, bütün KDV gelirlerinden de, bütün kurumların vergilerinden daha fazla olduğunu görüyoruz. Sadece 2013 yılında petrol ve doğalgaz satış kalemi içinde elde edilen ÖTV geliri 45 Milyar TL’ye ulaşmış durumda..

Gelir Kalemleri 2013 Geliri
Kurumlar Vergisi 30 milyar TL
Dahilde Alınan KDV Geliri 38 Milyar TL
Petrol ve D.Gaz’dan alınan ÖTV 45 Milyar TL
                            2013 Bütçe Gelirleri; 326 Milyar TL

Dolayısıyla, Türkiye’de ithal edilen fosil yakıt ya hammadde ya da elektrik gibi ürünlerle KDV, ÖTV, TRT Vergisi gibi bir dizi kalemle devlete ciddi gelir sağlıyor. Aslında Türkiye enerjiyi tasarruf etmek ve verimli kullanmak yerine daha fazla boşa harcanmasını sağlayarak ciddi bir fosil yakıt ekonomisi kurmuş durumda.

Yerli kömür çözüm mü?

Türkiye bir taraftan enerji hammaddelerini ithal ederken, ithalat faturasını bahane ederek yerli üretimi de zorluyor. Bu süreçte pahalı fosil yakıt üretimini sübvanse edecek modelleri oluşturuyor. 2005 yılında rödovansın yasalaşması, çevre ve işçi sağlığı kriterlerinin düşürülmesi ile Türkiye yerli üretimini ciddi bir oranda arttırdı. Buradaki faturanın görünenden daha kötü olduğunu Soma faciası ardından öğrendik. Daha önce 135 dolara çıkartılan bir ton kömür 24 dolara rödovans yoluyla çıkartıldı. Bu fark birilerinin cebine kar olarak giderken asıl faturayı 301 madenci canıyla, bizlerse hem faturalarımızla, hem de yaşadığımız beklenmeyen iklim olayları ile ödedik. Böylece yerli kömür politikası 2012’de 2002’ye göre %32 daha fazla kömür üretimine yol açtı.

Enerji nasıl israf ediliyor?

Türkiye’de uygulanan yüksek karbon ekonomisinin daha fazla fosil yakıt ve bu yakıtların üstünden alınan vergilerle devlet bütçesine kaynak yaratma üstüne kurulduğu aşikar. Üretimin gelire dönüşmesi için tüketimin arttırılması gerektiği de ortada. Bunun araçlarını konut sektöründe 2006-2007’de oluşturdu. 2006 yılında yapılan değişiklikle kat mülkiyeti kanunu ile merkezi ısıtmalar bir anda bireysel ısıtma sistemlerine döndü, ardından da doğalgazı her kente bağlayarak kullanımını arttırırdı. 2007’de 0,34 dolar cent olan doğalgazın tüketici fiyatını 0,54 dolar cente çıkartarak insanları kömüre dönmeye zorladı. Bütün bunlara ek olarak inşa edilen yeni konutların standartları zayıflatıldı, daha enerji yoğun konut biçimlerine geçilmesine zemin hazırladı ve konutlarda enerji tüketimi arttırıldı. 2012 yılında konutlarda ısınma ve mutfak için kullanılan enerji 1990’a göre %238 artmış durumda. Yani 1990’larda 100 birim enerji ile tüm konutlar yılı geçirirken, 2012’ye geldiğimizde bu miktar 338 birim enerjiye çıktı. Böylesi bir gelişim için daha verimsiz konutlar, daha işlevsiz geniş yapılara ihtiyaç vardı. Nitekim kentsel dönüşüm politikaları ile pompalanan konut furyası bu işe hizmet etti.

EnerjiIsrafiKonut

İsraf edilen enerji toplumsal ve iklimsel felaket demek!

Türkiye’nin daha fazla fosil yakıt ile daha fazla bütçe geliri modelinin toplumsal ve çevresel olarak ciddi sorunlar doğurduğunun ve daha da önemlisi iklim değişikliği ile mücadeleyi kösteklediğinin bugün herkes farkında. Yaz aylarında yaşadığımız anlık ve şiddetli aşırı hava olayları, kent merkezlerini bunaltan hava sıcaklıklarının ardından yağışların sel felaketlerine dönüşmesi toplumda iklim değişikliğinin geldiği noktayı tartıştırdı. İklim değişikliğinin bilimsel raporlarda kaldığı yıllar geride kaldı. Türkiye’de kömür üretiminin yaşadığımız yüzyılın ne kadar gerinde olduğu ve her çıkarılan kömürün işçilerin yaşamlarını değiştirdiği gibi iklimi de değiştirdiği artık toplumsal akla yerleşmiş durumda.

İsraf etmesek?

Daha verimsiz konutlar, daha verimsiz ulaşım çözümleri enerjiyi boşa harcamaktan başka bir işe yaramıyor. Bugün dünya ekonomisi daha az enerji, daha az nükleer, daha az kömür üstüne kurulu bir modelde yarışıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın beyanına göre 2000-2012 arasında Almanya yıllık ortalama %0,75, İngiltere %1,15 enerji tüketimini azaltmış. 2018 yılında sonra ise AB ülkeleri öne yeni evleri, ardından da diğer binaları sıfır enerjili evler standardına yaklaştırmayı zorunlu kılıyor. Yani dünya artık enerjisini korumaya çalışıyor.

Gelişmekte olan ülkelerin enerjiye ihtiyacı var olduğu ‘mit’i de artık ölüyor. G20 masalarında birlikte oturduğumuz Güney Kore hükümeti hazırladığı yeni enerji planında artık santral yapmak değil, enerjiyi yönetmeye karar verdiklerini açıkladı. Çözümü de enerji verimliliği ve iklim dostu enerji yatırımları ile ortaya koyacaklarını duyurdu.

Enerjimizi israf ettiğimiz halde “enerjiye ihtiyacımız” var denilmesinin gerçeği perdelemek dışında bir anlam ifade etmediği çok açık değil mi?

 

Share Button

Climate Negotiations Without Turkey?

“We have to ask ourselves ‘Why is Turkey becoming more carbon intensive while the technology provides more service with less energy?’ Turkey’s dismal climate scoreboard is best understood by the Turkish economy’s heavy dependence on industries with high carbon emissions.”

Turkish Policy Quarterly, Summer 2014

oalagedik-tpq

Effectively tackling climate change requires strong, wide-spread agreement and high-level policy measures on a global scale. In contrast to the former high carbon economy paradigm, the new era is defined by the de-carbonization of economic activities. In this context, however, Turkey still functions within the old paradigm. Although Turkey is now experiencing extreme climate events more than ever, it has continued to promote carbon-intense growth policies. Compounding the detrimental effects of these national policies, Turkey is also not a visible player in international climate negations. Turkey’s contribution to the new international agreement scheduled to be adopted in Paris in 2015 is critical.

to read full article, click here; Climate Negotiations Without Turkey?

tpq 50 kpak

Share Button

Türkiye’nin 2012 İklim Karnesi: Yapılmaması Gerekeni Yapmak!

Her yıl olduğu gibi, Türkiye hazırlamış olduğu ulusal sera gazı envanterini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekretaryası’na teslim etti ve ilgili iki rapor sekreterya internet sayfasında 15 Nisan tarihinde yayınlandı. İletilen verilere göre, Türkiye 2012 yılında 2011’e göre atmosfere %3.7 , 1990 yılına göre de %133.4 oranında daha fazla seragazı saldı. Böylece, iklim değişikliğini durdurmak için emisyonları 2020’de  1990 yılına göre %25-40 mertebesinde azaltma hedefine karşı güçlü fosil yakıt politikasını sürdürdü. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli-IPCC’nin 2007’de yayınlamış olduğu 4. Değerlendirme Raporu’nda yer alan uyarıları kenara bıraktığı gibi, bugünlerde parça parça yayınlanan 5. Değerlendirme Raporu’nda önceki rapora göre daha kesinleşmiş ifadelerin de ülke politikalarında yeri olmadığını ortaya koydu.

Ancak Türkiye’nin teslim etmiş olduğu CRF (Ortak Raporlama Formatı) ve NIR (Ulusal Envanter Raporu) bundan çok daha fazlasını anlatıyor.

Envanter Raporları Ne Anlatır?

“Nitekim kuraklığın yoğun olduğu 2007 yılında hidroelektrik enerji eksikliği doğalgaz ve kömür santrallerine yüklenilerek geçiştirilmiş. Bu bile aslında herhangi bir iklimsel olaya karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzun bir göstergesi.”

2007 Yılı Envanter Değerlendirmesi, O.Algedik

Sekreterya’ya iletilen raporlar IPCC’nin yöntemlerine göre hazırlanır ve genel olarak ülkenin iklim karnesini ortaya koyar. İklim karnesi dikkatli incelendiğinde, yöntem ve arka plan irdelenerek güncel politikalar ile ilişkileri kurulduğunda iklim değişikliği politikaları dışında pek çok noktayı görebilirsiniz. 2007 yılında yaşanılan kuraklığın etkisi ve enerji politikalarına yansımasını bildiğinizde 2014 kuraklığı ile politikaların aynen devam ettiğini öngörülebilir, ekonomik bir pazar çalışması yaptığınızda düşük karbon ekonomisinin değil, yüksek karbon ekonomisinin Türkiye’de çalıştığını anlayabilirsiniz. Hatta, yükselen sektörleri, iklim değişikliğine vatandaşa çözümün sunulmadığını, geleceğin ne tür senaryolar doğurabileceğini de anlayabilirsiniz.

Envanter Raporları Ne Kadar Doğru?

Teslim edilen envanter raporları, IPCC’nin metotlarına uygun hazırlanır ve her sene bir uzman grubu tarafından gözden geçirilir. Şimdiye kadar Türkiye’nin teslim ettiği envantere dair uzman raporlarında bir dizi uyarı yer aldı.

Raporlamanın kalitesi açısından bazı göstergeler yer almaktadır. Örneğin envanterin dörtte üçünü kapsayan yakıt kullanımı sektörel ve referans yaklaşım ile hesaplanır iki yaklaşımın aynı sonucu vermesi beklenir. Burada da metot kaynaklı %2’lik bir sapmaya da izin verilir. Farkın fazla olması durumunda ise bir açıklama yapılması, bunun kaynağının raporlanması gerekir. Türkiye’nin bu sene verdiği raporda fark ise, şimdiye kadar verdiği raporların arasında en kötüsü sayılabilecek olan, %9,23 gibi yüksek bir farka sahiptir.

Bu örnekleri derinleştirmek mümkün. Ama asıl önemlisi raporu ne kadar referans alacağımız. Raporda verilen yüzlerce rakamın kendi iç tutarlılığı dikkate alındığında, elmaları elmalarla, armutları armutlarla karşılaştırdığınızda, doğru bir yöntemle okunan rapor geçmişi ve geleceği anlatacak bir dizi veri ortaya koyacaktır.

2012de Ne Oldu?

Türkiye 1990 yılına göre 2011’de seragazı emisyonlarını %125,1 arttırmıştı. 2012’de süren yüksek karbon ekonomisi ile bu artışı % 133,4’e çıkardı (Grafik-1).

Grafik 1- 1990 yılına göre Türkiye’nin seragazı emisyonlarında yüzde olarak artış. (Kaynak: CRF 2012)

Grafik 1- 1990 yılına göre Türkiye’nin seragazı emisyonlarında yüzde olarak artış. (Kaynak: CRF 2012)

Böylece, 1990-2001 arası %3,7 seviyesinde olan ortalama artış, 2001-2012 arası %4,3 gibi oldukça yüksek bir artış seyrine çıkmış oldu. 1990 yılında 188,43 milyon ton olan seragazı emisyonu böylece 2012’de 439,87 milyon tona ulaştı. Bilim dünyası iklim değişikliği durdurmak için kişi başı salımların 2 ton seviyesini çekilmesini önerirken, Türkiye bu hedefe denk gelen toplam salımlar ile olan makası daha da büyüttü (Grafik-2).

Grafik 2- Türkiye’nin yıllık seragazı emisyonları, milyon ton olarak (Kaynak: CRF 2012)

Grafik 2- Türkiye’nin yıllık seragazı emisyonları, milyon ton olarak (Kaynak: CRF 2012)

Emisyonların temel sektörlere dağılımına bakıldığında %70’inin enerji kaynaklı olduğu, %14 ile sanayinin ikinci büyük paya sahip olduğu, %8 pay ile tarım ve %4 pay ile atık sektörünün takip ettiği envanterden anlaşılmaktadır (Grafik-3).

Grafik 3- 2012 seragazı emisyonunun ana sektörlere dağılımı

Grafik 3- 2012 seragazı emisyonunun ana sektörlere dağılımı

Artışın kaynağına anlamak için temel sektörler baktığımızda, bütün sektörlerde artış olduğunu görüyoruz. 7,3 milyon ton artış ile enerji sektörü başı çekerken, sanayi sektöründe 4,2 milyon ton artışı tarım ve atık sektörü takip ediyor (Grafik-4)

Grafik 4-Türkiye’nin 2011 yıla göre 2012’de emisyon  artışının sektörlere dağılımı

Grafik 4-Türkiye’nin 2011 yıla göre 2012’de emisyon artışının sektörel dağılımı

Kim arttırdı?

Genel analizden sonra, artışın temel kaynağını ve temel kaynak ile politikaların bağlantısını kurmak 2012 yılını anlamak açısından faydalı olacaktır. Şimdiye kadar sadece seragazı üstünden yaptığımız hesaplamaları bu bölümden itibaren sadece karbondioksit üstünden yaparak kendi içinde karşılaştıracağız.

7,3 milyon ton olan toplam seragazı emisyonundaki artış ve %70 pay ile enerji en belirleyici sektör durumunda. Enerji sektörünün altında enerji kullanan sektörlerin kırılımı yapıldığında bir kısmında azaltım, bir kısmında ise artış görülüyor. Diğer sera gazlarını dikkate almadan baktığımızda, artan ve azaltanlar toplandığında 6,9 milyon ton daha fazla karbondioksit’in atmosfere salındığını görüyoruz.

Bu artışta 2 önemli kalem var ki politikanın envanterde ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Karayolu taşımacılığında kullanılan petrol nedeniyle salımlar 2012 yılında 2011’e göre %33,8 artarak 41,47 milyon ton’dan 61,24 milyon tona çıkarak tarihi bir rekor kırdı. 14 milyon ton karbondioksitin daha fazla salındığı 2012, duble yollar, kent içi otoyollar, azalan toplu taşıma politikalarının ne nedenli iklimi değiştiren politikalar olduğunu 2012 envanteri ile gözler önüne serdi. 2012 yılında yakılan dizel yakıttan kaynaklanan karbondioksit, linyit yakararak elektrik üreten santrallerin atmosfere saldığı karbondioksit miktarını 2012 yılında geçti.

Konutlarda ısınma ve yemek pişirme amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlardaki artış ise bir önceki yıla göre %17,6 oranında gerçekleşti. Fuel-oil gibi sıvı yakıt kullanımı -arz payına rağmen- ciddi oranda düşerken, doğalgaz ise pahalı bir yakıt olması nedeniyle % 4 oranında daha az kullanıldı. Artışın amiral gemisi ise kömür oldu. 2012 yılında konutlarda, 11,6 milyon daha fazla kömür kaynaklı karbondioksit atmosfere verilirken, yıllık artış %42 olarak gerçekleşti. Böylelikle, doksanlı yıllardan itibaren azalan kömür kullanımı kentlerin havası değişirken, 2002’den itibaren tekrar yükselişe geçerek konutlarda ana yakıt malzemesi olarak doğalgazın tahtına oturdu.

Grafik 5- 1990-2012 yılı arasında konutlarda fosil yakıt kullanımına göre seragazı emisyonu (bin ton olarak)

Grafik 5- 1990-2012 yılı arasında konutlarda fosil yakıt kullanımına göre seragazı emisyonu (bin ton olarak)

Böylesi bir artışın kaynaklarını anlamak için enerji kullanımı olarak konut sektörünü incelemek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda kişi başına bir birim fosil yakıt yakılarak konutlarda enerji ihtiyacı karşılanırken, karşılığında bir birim karbondioksit emisyonu ortaya çıkıyordu. Bu değer, 1990-2002 arası hemen hemen mevsimsel değişiklikler dışında aynı kaldı ve 2012 yılında kişi başına düşen enerji tüketimi ve karbondioksit emisyonu iki katına çıktı.

Burada iki sorun alanı karşımıza çıkmakta. İlki kentleşme politikaları. Daha geniş evler, daha verimsiz konut sistemleri ile yaşadığımız binalar daha fazla enerji tüketen birimlere dönüştü. Burada rezidansların, TOKİ’nin yaptığı binaların rolünü unutmamak gerekiyor. Ayrıca kat mülkiyeti kanununda yapılan değişiklik ile 2007’den itibaren merkezi ısıtma sistemlerinden bireysel ısıtmaya geçiş ciddi bir kırılma noktası oldu.

İkincisi ise doğalgaz fiyat politikası. Doğalgaz fiyatlarının oldukça yüksek olması, bireysel kullanıcıları kombi yerine soba yakmaya zorladı. 2007 öncesi merkezi ısıtmaya sahip konutlar kanunun yarattığı fırsatla kombiye geçti ama bu süreçte de faturalar pahalı gelmeye başlayınca kömür kullanımına dönmeye başladı.

Kentsel dönüşüm ve 3. Havalimanı?

Kentsel dönüşüm adıyla bugün pek çok konut ömrü bitmeden yıkılırken, yeni betonarme konutlar için ciddi bir çimento kullanımı söz konusu. Taksim meydanı bile betonlaşırken, envanterde bu politikaların iklime olan sonuçlarını da görmek mümkün. 1,4 milyon tonu çimento sektörünün enerji ihtiyacından, 2,6 milyon tonu çimento üretiminde kullanılan işlemlerden kaynaklı olmak üzere sektörde toplam 4,1 milyon ton karbondioksit emisyonu artışı gerçekleşti. Yıllık artış %8 oldu.

Havacılık sektörü de iklim açısından gün geçtikçe tehlikeli hale gelmeye 2012 yılında da devam etti. Yurtiçi uçuşlar kaynaklı  %12 daha fazla karbondioksit 2012’de atmosfere salındı. Uluslararası uçuşlar için verile yakıtlar ise- envanter toplamına etki etmese de- %5’lik bir artış gösterdi.

2012 Kömür Yılı Başarılı oldu mu?

Enerji Bakanlığı tarafından 2012 yılı kömür yılı ilan edilmiş, elektrik üretiminde kömür yatırımlarına dair bir dizi destek açıklanmıştı. 2012 yılında program başarısını gösterdi ve petrol ve doğalgaz’dan kaynaklı salımlar az miktarda azaldı. Buna karşılık, 2011’de 66,2 milyon ton olan kömür kaynaklı karbondioksit emisyonu 2,5 milyon ton artarak 2012’de 68,7 milyon  tona ulaştı.

Sonuç olarak…

1992’de müzakere edilen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 2004’de, 1997’de müzakere edilen Kyoto Protokolü’ne 2009’da katılan Türkiye, 2009’da görüşülen Kopenhag Uzlaşması sonucunda hiçbir azaltım hedefi vermedi. 2012 envanteri Türkiye’nin uluslararası düzeyde olduğu gibi ulusal düzeyde de hiçbir adım atmadığı gibi, iklimi değiştirmek için bütün araçları ekonomi adına kullanacağını ortaya koyuyor. Bu haliyle son envanter Türkiye’nin “yüksek karbon ekonomisi” merkezli politikayı tercih ettiğini ortaya koyuyor. Sonucunda da, doğa tahribatına yol açan inşaat, enerji ve ulaşım politikalarındaki gelişmeler  iklimi de değiştiren seragazı emisyonlarına hızla ve şiddetle yansıyor.

Türkiye’nin 2012 yılında gerçekleştirdiği faaliyetleri atmosfere saldığı seragazları üstünden anlatmaya çalıştık. Bunu yaparken de yüzdeler üstünden tanımlamayı daha anlaşılır kılmak için tercih ettik. 1990 yılına göre %25-40 azaltım yapılması gereken noktada  tek bir yılda karayolu taşımacılığında %33,8, toplamda ise %3,7 artış yapmasının yaşamsal karşılığı dikkate alınmak zorunda. 2012 yılı seragazı envanter raporları, Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda yapılmaması gereken her şeyi yaptığını gösteriyor.

Türkiye'nin teslim etmiş olduğu envanterin kapağı

Türkiye’nin teslim etmiş olduğu envanterin kapağı

 

 

Share Button

Monitoring report on Turkey’s Climate Change Action Plan released.

In 2011, Turkey released Climate Change Action Plan, CCAP. Climate Change Action Plan is a unique plan that Turkey has. The plan does not have any greenhouse gas reduction or limitation target. CCAP covers actions in energy, buildings, industry, transportation, waste, agriculture, land use, forestry and adaptation between the year 2011 and 2023.

Climate Change Action Plan Assessment Report monitors actions and targets since release of the CCAP. Assessment Report connects relations between actions/targets and climate change policies as well as provides data about progress. Main findings of the report would be summarized as below:

  • The CCAP is not transparent and open to public in terms of actions and progress and proceeds closed to participation.
  • A portion of the actions consist of work that already had to be realized as a result of legislation or practices prior to the CCAP.
  • Some of the actions have already been completed before the CCAP.
  • Actions pertaining to the use of fossil fuels that are dangerous in terms of climate change exist in the CCAP while some actions on the other hand will cause the delay of main actions.
  • Whatever the qualities of greenhouse gas emissions reduction actions; a relation between the problem area and solutions have not been established.
  • There are 86 actions that are envisaged to be completed until 2013 in terms of climate change. Whereas, according to report, some of actions are not completed, delayed or still in progress.

CCAP coverpage

The report is written by Önder Algedik on behalf of Tüvik-Der (Association of the Protection of Consumer and Climate) and supported by Heinrich Böll Stiftung Turkey Representation.

Please click here to see full report in English.

Please click here to see full report in Turkish.

Share Button

Türkiye’nin İklim Politikalarını İzleme Raporu Açıklandı

Türkiye, İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nı (İDEP) bundan iki yıl önce, Temmuz 2011’de açıkladı. Herhangi bir sayısal seragazı emisyon azaltım hedefi koymayan eylem planı, şu an için Türkiye’nin iklim değişikliği alanındaki tek politik belgesi. Plan, enerji, bina, sanayi, ulaşım, atık, tarım, arazi kullanımı ve ormancılık ile uyum başlıklarını içeriyor ve 2011-2023 arası yapılacak faaliyetleri tanımlıyor.İDEP’te yer alan faaliyetlerin/hedeflerin iklim değişikliği ile bağlantısının bilinmesi, bu hedeflerin ne kadarının gerçekleştiğinin izlenmesi amacıyla bir rapor hazırladı. Türkiye’nin İklim Politikalarını İzleme Raporu, İDEP’in yayımlanmasının üzerinden geçen iki yıl boyunca planda neler yapıldığını, hangi hedeflere ulaşıldığını gösteriyor. Bu sabah İstanbul’da yapılan basın toplantısıyla açıklanan raporun önemli çıktıları şöyle:

  • Planda ortaya konulan eylemlerin yeni değil, mevcut politikaların devamı olduğu,
  • Mevcut mevzuatta tanımlı işlerin planda eylem olarak yer aldığı,
  • Yapılmış ya da devam eden işlerin plana dahil edildiği,
  • İklim değişikliğini durdurmak ya da yavaşlatmak yerine hızlandıran eylemlerin yer aldığı ve bu teknolojilere zaman kazandırıldığı görülmektedir.
  • Ayrıca, 2013 yılına kadar bitmesi gereken 86 eylemin, bir kısmının geciktiği, atılan adımların sınırlı olduğu ya da başlanmadığı görülmektedir.

IDEPKapakRaporu ulaşmak için tıklayınız!

Bu rapor Tüketiciyi ve İklimi Koruma Derneği (TÜVİK-DER) adına hazırlanmış,  Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından desteklenmiştir.

 

Basın yansımaları:

–  Cumhuriyet ” İklimde Uçurum Büyüyor” başlığını kullanırken, Birgün “Eylem Planı var, Eylem Yok” dedi

– Milliyet sadece atıklardan kaynaklı %272 sera gazı artışını:
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-nin-sera-gazi-salinimi/gundem/detay/1731789/default.htm

– Filiz Yavuz ” İklim değişikliğine karşı boyadım bacayı yeşile” :
http://filizyavuz.wordpress.com/2013/07/03/iklim-degisikligine-karsi-boyadim-bacayi-yesile/

– IMC TV’de Yeşil Bülten’de planı değerlendirdik:
http://www.youtube.com/watch?v=z25cKUAknm4

– Radikal ” Türkiye iklim değişikliğinde sınıfta kaldı” :
http://www.radikal.com.tr/turkiye/turkiye_iklim_degisikliginde_sinifta_kaldi-1140629

– Mehveş Evin/Milliyet köşesinde “İklim Planı: Yaptım Oldu” diye verdi:
http://gundem.milliyet.com.tr/iklim-plani-yaptim-oldu/gundem/ydetay/1732855/default.htm

– Özgür Gürbüz/Birgün ” Kiraz bulamıyorsanız kömür yiyin” :
http://ozgurgurbuz.blogspot.com/2013/07/kiraz-bulamyorsanz-komur-yiyin.html

Share Button

Türkiye’nin 2011 Seragazı Envanteri Değerlendirmesi: Tarih artık bugündür!

Türkiyenin İklim Envanteri: Tarih artık bugündür!

 

2011 yılı envanteri, 1990 yılına göre salımların %124.2 arttığını ortaya koyuyor. 2010 yılına göre ise %5.1’lik bir artış anlamına geliyor. Yani iklim değişikliği için atılması gereken adım ile Türkiye’nin yapması gereken arasındaki makas her geçen gün büyüyor.

2011 yılı sera gazı envanterini Türkiye 12 Nisan 2013 tarihinde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası’na iletti. 2004 yılından bu yana ve 1990 yılını baz alarak hazırlanan bu raporlar, aslında iklim değişikliğine dair neler yaptığınızın bir özeti.

Küresel salımların 1990 yılına göre 2020’de %40 azaltılması gerektiğini yıllar önce bilim dünyası söylemişti. Son yaşanan Kuzey Kutbu yaz sonu buzulunda aşırı küçülme, Grönland kara buzulunda yüzey tabakasındaki hızlı erime ve en son Kuzey Kutbu sıcaklık rekorları haberi, durumun bilimin tahminlerinden daha kötü olduğunu ortaya koyuyor. Küresel düzeyde, artık yıllık %6 seviyesinde azaltım iklimin üstümüze yıkılmaması için son şans.

İşte böylesi bir bilimsel ve yaşamsal arka planda, Türkiye’nin sera gazı envanteri, çok şey anlatıyor.

Envanter Ne Söylüyor?

2012-2013 kışı Türkiye’de günlük meteoroloji verilerinin toplumun gözünde aşırılıklara cereyan ettiği bir dönem oldu. İşin kötüsü, yaşadıklarımız 1990’lı yıllarda saldığımız sera gazlarının etkisi aslında. Atmosfere salınan her karbondioksit molekülü, belli bir zaman sonra iklim değişikliğinde etkisini ortaya koyuyor.

2011 yılı envanteri, 1990 yılına göre salımların %124.2 arttığını ortaya koyuyor. 2010 yılına göre ise %5.1’lik bir artış anlamına geliyor. Yani iklim değişikliği için atılması gereken adım ile Türkiye’nin yapması gereken arasındaki makas her geçen gün büyüyor.

Grafik-1: Türkiye'nin 1990-2011 yılları arası seragazı emisyonları

Grafik-1: Türkiye’nin 1990-2011 yılları arası seragazı emisyonları

Yaklaşık 20 milyon ton karbondioksit eşdeğeri artışın en büyük kısmı, 16.2 milyon tonu enerji kaynaklı. Geri kalanının 2.2 milyon tonu endüstri kaynaklı 1.7 milyon tonu ise tarım kaynaklı artış.

Enerji kaynaklı artışın 9.4 Milyon tonu elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz ve kömür iken, kalan artışın 3.2 milyon tonu ulaşım, 3.4 milyon tonu ise, sıkı durun, demir-çelik ve çimento sektöründeki enerji kaynaklı. Neredeyse, termik santraller, daha fazla karbon yoğun ulaşım ve köprü, baraj ve konut yapımı nedeniyle 80 milyon nüfuslu Etiyopya’nın bir yıllık salımının yarısı kadar arttırmışız. Biz bu benzetmeyi yaparken, Etiyopya’nın da aralarında bulunduğu 49 ülkeden oluşan Az Gelişmiş Ülkeler sera gazı azaltım hedefi alacaklarını açıkladı.

Geçmiş daha mı kötü?

2011 yılındaki %5.1 artış ile Türkiye 1990 yılından bu yana yıllık ortalama %3.92 gibi bir artış oranı yakalamış görünüyor. Eğer baz yıl olarak 1990 değil’de, mevcut hükümetin seçildiği yılı seçerseniz, 2002-2011 yılı artış ortalaması %5.07 gibi ciddi yüksek bir oran karşınıza çıkıyor. Kısacası, son 9 yılın ortalaması çok daha yüksek. Bu arada hatırlamakta fayda var, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine 2004 yılında, Kyoto Protokolü’ne ise 2009 yılında Türkiye taraf oldu.

Türkiye son 21 yıllık temel politikasını sürdürürse (Grafik-2’de 2020-Y1 ile gösterilmiştir), 2020 itibariyle 600 milyon ton toplam salıma ulaşacak, kişi başı salım ise 6.7 tona aşarak bilimin hedef koyduğu kişi başı 2 ton mertebesini bir daha hayal edemeyecek.

2002 yılından bu yana politikalarını sürdürürse(Grafikte 2020-Y2 ile gösterilmiştir), 660 milyon ton mertebesinde bir salım ve 7.2 ton kişi başı salımları ile AB’nin 2011 yılı ortalamasını yakalayacak. Unutmadan, AB 2011’de kişi başı salımlarını %3 azalttı[i].

Kısacası, bilimin ortaya koyduğu veriler bir yana, sayısal veriler de pek iç açıcı olmayacak.

Grafik-2: Türkiye'nin kişi başına düşen seragazı emisyon gerçekleşme ve projeksiyonu

Grafik-2: Türkiye’nin kişi başına düşen seragazı emisyon gerçekleşme ve projeksiyonu

Konutlar Daha mı Kötü Artık?

Türkiye 2011 yılında kömür ve doğalgazdan elektrik elde etmeyi sevdi. Bunu gelişmişlik ya da kalkınmışlık olarak gören eski öğreti bugün hala güçlü. Bu öğretiye göre eskimiş konutlardan kurtulmak, yeni “residanslara çıkmak” çok daha makbul. Ama envanter bunu söylemiyor.

Konutlarda kullanılan fosil yakıt kaynaklı sera gazı salımları envanterin bir parçası. Salımlar ise kullanılan yakıtın verdiği enerji üstünden hesaplanır. Türkiye’de konutlar da 1990 yılında 240 milyon TJ olan toplam enerji kullanımına göre 2002’de 280 Milyon TJ’e çıkmış. 2011’de ise 836 Milyon TJ’e çıkmış. Sera gazı olarak ifade edersek, 1990’da 23 Milyon ton karbondioksit salımından 2011’de 52.6 Milyon ton’a ulaşmış.

Şimdi burada aklınız karışabilir, 2002’de ne oldu da artış katlandı?

2002 yılına kadar kentsel hava kirliliği nedeniyle kömürden doğalgaza geçiş yaşandı. Bu nedenle kömür kullanımı 2002’de 1990’nın yarısına düştü. Konut sayısındaki artışa bağlı olarak da enerji kullanımında %16’lık bir artış 12 yıl içinde gerçekleşti.

2002’den sonra doğalgazın kentleri kömürden kurtarmak için bir araç olmaktan çok her tarafa ulaşan ve düzenli bir gelir toplama aracı olması sonucunda kullanımı çok ciddi arttı. Bunun sonucunda, 2011’de 1990’ın tam 201 katı daha fazla gaz yaktık! Gelir kaynağı görme ve sonucunda fiyat artışı ise, 1990’a göre yarıya düşen kömür kullanımını tekrar cazip hale getirdi ve 2011’de 2002’nin 4 katı kadar evlerde kömür yakar olduk. Yani, kentlerdeki hava kirliliğini çözme amacı bugün fosil yakıtlardan gelir toplamaya, kısacası yüksek karbon ekonomisini geliştirmeye yaradı.

Ancak bu açıklama, tek bir şeye cevap veremiyor, o da konutların daha verimsiz enerji kullandığı. 1990 yılına göre neredeyse 4 katı enerji harcayan konutlar, olsa olsa enerji verimsizliğinin, kentsel dönüşüm ile ortaya çıkartılan geniş evlerin bizlere hediyesidir.

3. Köprü ve Havalimanı!

Ulaşımda kullanılan yakıtlardan kaynaklı 3.4 milyon ton bir artış olduğunu söylemiştik. Böylesi bir artış ile ulaşım kaynaklı toplam salımlar 47.7 milyon ton’a çıktı.

2.16 milyon ton artış ile karayolu ulaşımı en büyük kaynak. 2010 yılına göre %6 bir artış gerçekleşirken, bu artışa rağmen benzin kaynaklı salımlar %13 azalmış. LPG’den kaynaklı salımlar %3, dizel kaynaklı salımlar ise %9 artarak bu artışın aktörleri olmuş. Kısacası, tüketiciye ulaşım pahalı geldiği için benzinden dizel ya da LPG’ye geçmiş, ama toplu taşıma olmadığı için de bireysel araçlarla ulaşımını sağlamak zorunda kalmaya devam etmiş.

Haydarpaşa Tren garının kapatılması, benzer şekilde Amik gölünün kurutulup ortasına havaalanı yapacak düzeyde havacılık desteği, salımlarda da kendine yer bulmuş. 2011 yılında salımlar hava ulaşımında 2010’a göre %11 artmış. Bu artış sadece yurtiçi ulaşım kaynaklı. Yurtdışı uçuşlarını da dikkate aldığımızda toplamda ve de garip bir şekilde %213 gibi bir artış söz konusu[ii].

Sonuçta, toplu taşıma değil bireysel taşıma derseniz duble yollar, köprüler ve havalimanları ile ulaşım değil, iklim değişikliğinden başka bir şey ortaya koyamazsınız.

Sonuç Olarak?[iii]

Türkiye 2012 yılını kömür yılı ilan etti. Depreme karşı olduğu söylenen kentsel dönüşüm ile Ankara’nın ortasındaki tarihi Saraçoğlu Mahallesini bile yıkma kararı aldı. TUİK tarafından hazırlanan envanterin Sekreterya’ya iletilmesinden sorumlu kurumun başındaki Çevre ve Şehircilik Bakanı, çimento santraline karşı çıkan halka bundan sonra bölgeye yapılacak yatırımlarda imza atmayacağını söyledi. Diğerlerini de eklediğinizde ortaya iklim dostu teknolojiler üstünde rekabete giren, halkı için yaşanacak topraklar arayan devletlerin olduğu bir dünya ile o dünyaya rağmen kar yağmadan kışı geçiren, yaptığı konutların dere yatağında olduğunu daha fark etmeyen her gün sel felaketleri ile ülkenin bir yeri yara sararken %124’lük bir sera gazı salım artışı çok normal görünmüyor.

“Küresel vicdana en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir çağda yaşıyoruz” demişti Başbakan 8 Nisan tarihinde BM Ormancılık Forumu’nda. Görünen o ki, bu denli fosil yakıt merkezli politikalar nedeniyle sözlerini tarih içinde değil, bugün çokça sorgulayacağız. Zaten iklim değişikliğinin geldiği noktada tarih artık bugün değil mi?

 

[i] http://ec.europa.eu/dgs/jrc/index.cfm?id=1410&dt_code=NWS&obj_id=15150&ori=RSS

[ii] 2009 yılında yurtiçi hava ulaşımı kaynaklı salımlar 5.2 milyon ton iken 2011’de 3.3 milyon ton olmuş. Çok ciddi bir azalma görünüyor. Ancak, ilginç bir şekilde uluslararası uçuşlar kaynaklı salımlar 2009’da 1.15 milyon ton iken 2011’de tam 7.2 milyon tona çıkmış. Bu sayılar umarım doğrudur.

[iii] Bu inceleme yapıldığında, Türkiye tablolar ile birlikte vermesi gereken Ulusal Envanter Raporu’nu henüz iletmemişti. Tablolardan, yutaklar gibi bazı kalemlerde tekrar hesaplamaya gidildiği görülüyor.   

 

Share Button