Türkiye’nin 2007 Seragazı Envanteri Değerlendirmesi: Çözümü Öldür!

 Türkiye 2007 Sera Gazı Salım Envanteri[1] :  Çözümü Öldür!

Giriş

13 Nisan 2009 tarihinde Türkiye 2007 yılına ait sera gazı salım envanterini UNFCCC-Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreterya ‘sına teslim etti. 1990 yılı referans alındığında Türkiye’nin sera gazı salımı 170 milyon tondan 372, 6 milyon tona yükseldi.

Grafik-1

Grafik 1 : Türkiye’nin 1990-2007 arası yıllık sera gazı salımı

9 Şubat tarihinde TBMM’den Kyoto Protokolü’ne taraf olunması için karar çıkartan Türkiye, iklim değişikliği konusunda adım atmakta geç kalmanın sonuçlarının ne kadar kötü olduğunu 2007 yılı envanteri için göstermiş oldu. Bu çalışma, daha çok salınan sera gazlarının sektörel ve çeşit olarak dağılımına değil, gerçekleşen artışın nedenlerini inceleyerek sonuçları paylaşmayı hedeflemektedir.

Dolayısıyla, aşağıdaki metin, bu bilgilerin ön süzgeçten geçirilmesi için hazırlanmıştır.

Tarih Karbon Kalemi ile yazıldı; Artış hızı dörde katlandı!

Türkiye, 1990-2006 yılları arasında seragazı artış hızında yüzde 95 ile zaten dünya birincisi idi. 2007 sonunda bu oran yüzde 119’u buldu. 

Referans yıl olarak alınan 1990 yılına göre karşılaştırıldığında envanter verilen 2004 yılından bu yana Ek-1 ülkeler listesinde en fazla sera gazı salımı artışı yapan Türkiye, 2007 yılı itibariyle artışlar arasında artış rekoru da kırdı! 2006 envanteri ile %96 sera gazı salımı artışı ile bir liderliğe sahipken, 2007 envanteri ile bu artışı %119’a çıkardı.

Türkiye’nin 1990-2007 arası yıllık sera gazı salımı

Grafik 2: 1990 yılına göre Türkiye’nin sera gazı salım artışı yüzdesi

Grafik 1’de görünen salımların yanında Grafik 2’de verilen artış yüzdeleri, iklim değişikliğine karşı sera gazı salımı azaltılması gerekiyorken, Türkiye’nin hem arttırdığını, hem de artış oranlarını da ciddi arttırdığını görüyoruz. Kısaca, Grafik 1 ve Grafik 2 artışın artış oranları arttırılarak da tetiklendiği gösteriyor.

2007 yılındaki artış oranının önceki yıllara göre daha çarpıcı olmasının birinci nedeni zaten yüksek olan artış oranının adeta sıçrama yapmasından kaynaklanıyor. Tablo-1’de görüleceği üzere,1990-2006 yıllarında seragazı salımları yılda ortalama 10 milyon tonluk bir artış gösterirken, 2006-2007 arasında bu miktar dörde katlanarak 40 milyon tona çıktı.

Tablo 1: Sera Gazı Salım özeti

Tablo 1: Sera Gazı Salım özeti

Yukarıda sayısal olarak verdiğimiz artış aritmetiğini oran olarak yaptığımızda da 16 yılın ortalama artışı olan  %4,1’i , Türkiye 2007 yılında %12’ye çıkartarak oransal bir artış gerçekleştirmiş oldu. Türkiye, bütün zamanların en yüksek artışını 2007 yılında yapmış oldu.

Çözümü Öldür

“21.yüzyılın ilk beş yılında CO2 salımları yılda yaklaşık %2’lik artış oranını sürdürmüştür. Eğer bu artış bir on yıl daha sürecek olursa, CO2 salımlarının (2000 ile 2015 arasında) %35 artışı, Alternatif Senaryo’nun başarılı olma ihtimalini ortadan kaldıracaktır”              

James Hansen’in Bildirisi ( 5 Mayıs 2006)

5 Mayıs 2006 tarihli NASA Uzay Araştırmaları Goddard Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. James Hansen’in bu ifadesi, aslında, çözüm için gerekli ve hükümetlerin yaklaşmak istemediği alternatif senaryonun[2] bile yıllık %2’lik bir artış ardından gerçekleşemeyecek noktaya geleceğini ortaya koymaktadır. Bu bilgi ışığında Türkiye, aslında 2007 yılı artışını 2000 yılı ile karşılaştırdığımızda karşımıza acımasız sonuçlar çıkarmaktadır!

James Hansen’e göre, yıllık %2’lik bir artış, 15 yıl boyunca devam ettiğinde 2015 için toplamda %35’e ulaşacak bir artış hiçbir çözüm şansını bizlere bırakmayacak. Böylesi bir düzenli artışın 2007 karşılığı ise %15’dir.

Türkiye’nin seragazı salımının da James Hansen’in referans yılı olan 2000 yılını temel aldığımızda, sadece yedi yılda yüzde 33 gibi, dünya için 15 yılda aşılmaması gereken ortalamanın yedi yılda tamamlandığını görüyoruz. Bu artış eğilimi devam ederse, Türkiye’nin 2015 yılında, 2000 yılına göre %88 oranında bir artış yakalaması olası.

9 Şubat 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’nü TBMM’den geçiren Türkiye, henüz protokole uluslararası düzeyde dahil olmamışken, çözüm konusunda atılabilecek en kötü adımı fazlası ile atmış durumda. Aslında, bu adım ile iklim değişikliğine karşı her türlü çözümü öldürme konusunda acı bir gerçekliğin karşımıza çıkmış olduğunu kabul etmek zorundayız!

Hangi sektörlerde artış oldu?

2007 yılında gerçekleşen yaklaşık 40 milyon sera gazı salımı artışında sera gazları olarak baktığımızda %75’inin enerji sektöründen kaynaklı, %25’inin ise tarım kaynaklı olduğunu görüyoruz. Sera gazları açısından baktığımızda ise %77 ile CO2 başı çekerken CH4 %10, N2O ise %13’lük bir paya sahip.

Tablo-2: 2007 yılı artışlarının sera gazlarına ve sektörlere dağılımı

Tablo-2: 2007 yılı artışlarının sera gazlarına ve sektörlere dağılımı

Sektörel Analiz

Sektörlere ilişkin değerlendirmeyi tarım sektöründe Azot oksit (N2O) ve Metan (CH4 ),enerji sektöründe ise karbondioksit (CO2) özelinde inceledik.

Tarım sektörün de N2O

Tarım sektöründe artışta %25 payda N2O önemli bir role sahiptir. Ancak, bu artışın kırılımına baktığımızda sentetik gübrenin ciddi bir role sahip olduğunu görüyoruz. Çünkü 2006 yılına dair verilerde hiçbir şekilde toprağa uygulanan sentetik gübre ile ilgili bir veri bulunmamaktadır. Bu nedenle tarım sektöründe yer alan artışlardan 5,6 milyon ton sera gazı salımı artışı toprağa uygulanan sentetik gübreler kaynaklı olup daha çok  N2O artışını tanımlamaktadır. Bu artış 2006 verisi eksikliği nedeniyle yüksek görünse de, aslında, bize 2006 envanterinde bu bilginin tamamlanması durumunda o yılında daha yüksek bir kirletici yıl olduğunu gösterecektir.

Tarım sektöründe Metan

Hayvancılıkta sindirim  ve dışkı kaynaklı sera gazı salımı olarak tanımlayabileceğimiz bu kısımda aslında 4,4 Milyon ton düzeyinde bir sera gazı salımı artışı görünmektedir. Metan gazı şeklinde olan bu artışta, raporda ilginç olan nokta, 2006 yılına göre ciddi bir endüstriyel büyük baş hayvancılığa dönüş olmasıdır. Küçük baş hayvancılık azalmış görünürken, yerini dolduran büyük baş hayvancılık ile sera gazı salımı artışında %11’lik bir paya sahip olmuştur.

Enerji Sektöründe CO2

Enerji sektöründe fosil yakıtlar hem elektrik üretimi hem de taşımacılık sektöründe ciddi bir role sahiptir. 2007 yılı artışında %75’ini oluşturan enerji sektörü kaynaklı artışta elektrik üretimi artışın %40’ını oluştururken, taşımacılık ise %19’unu oluşturmakta. Bunların sebebine inmemiz, aslında büyük artışın politikalarını da ortaya koyma konusunda ip uçlarını verecektir.

–       Kömür; Kömür kullanımında özellikle enerji, sektöründe ciddi bir artış göze çarpmaktadır. 11,6 milyon ton sera gazı artışı sağlayan kömür toplam artışta %29’lık bir paya sahipken, bunun en büyük sebebi linyit kullanımıdır. Son yıllarda Kyoto protokolü çerçevesinde kömür lobileri ciddi bir kafa karışıklığı ile kömürü temiz kılma çabası ile Temiz Kömür, Karbon Tutma ve Saklama (CCS) gibi kavramlar ortaya atarak sorunu başka yöne çevirmeye ve kendi pazarlarını korumaya çalışıyorlar. Benzer şekilde Türkiye’de bu tanımlara ek olarak “yeni ve yerli enerjiler” kavramı ortaya çıkıyor. İşte bu yeni ve yerli enerji kaynağı tanımına giren linyit kullanımı kaynaklı artış ile TEİAŞ verilerine[3] göre Türkiye’de elektrik enerjisinde linyit kullanımı 2006 yılına göre %21 artmış durumda. Linyitin bu derece çok kullanımı, mevcut santrallerin toplam gücünde 2006 yılına göre bir değişiklik sağlanmadan gerçekleşmiş. Yani linyit santralleri mevcut kurulu güçleri ile 2007 yılında %22 daha fazla yakıt kullanılarak sera gazı emisyonunda %14’lük bir artış gerçekleşerek 2007 yılı artışının %17’si linyit kaynaklı olmuş.

–       Doğalgaz; Benzer şekilde enerji santrallerinde doğalgaz kullanımı, 2006 yılına göre %20 artarak, kömürün yarattığı pay ve miktarda sera gazı emisyonunda artış yakalanmış durumda . 2007 yılında yakalanan 40 milyon ton sera gazı salımı artışında %30 pay ile toplam 12 milyon ton artışı tek başına doğalgaz yapmış görünmekte.

–       Taşımacılıkta Petrol; Üçüncü kalem olan petrol de ise durum çok farklı değil. Sera gazı salımı artışında %19’luk paya sahip olan bu sektörün yol taşımacılığındaki karbondioksit salımı artışına baktığımızda benzin kullanımındaki 0,8 Milyon Tonluk azalıma karşı 1,3 milyon ton LPG kaynaklı artış ve dizel yakıttaki 5,3 milyon ton karbondioksit artışı hesapları tersine döndürüyor. Bu açıdan bakıldığında, 40 milyon tonluk sera gazı salımı artışında yol taşımacılığı dizel araçlar ve LPG kullanımı ile toplam artışın %16’sını oluşturmuş durumdalar.

Tablo-3: Taşımacılık kaynaklı emisyonların kırılımı

Tablo-3: Taşımacılık kaynaklı emisyonların kırılımı

Ne yapmamalı?

Yukarıda yaptığımız değerlendirmeleri toparlarsak, fosil yakıt merkezli enerji üretiminde linyiti öne çıkarmak, doğalgazı “al yada öde” anlaşmaları çerçevesinde karlı kılıp kullanımını arttırmak, hayvancılığı endüstriyel hale getirmek yada ulaşımda duble yol kavramı ile taşımacılıkta toplu taşıma ve demiryollarını unutmak yapılmaması gerekenler ve bu politikalar ile başlı başına 2007 artışımızın %73’üne denk düşen 29,2 milyon ton sera gazı artışı demek. Aslında basit gibi görünen dört farklı politikanın yarattığı faturanın hem Türkiye için, hem de Dünya için giderilemez sıkıntılar doğuracağı da açık. Nitekim kuraklığın yoğun olduğu 2007 yılında hidroelektrik enerji eksikliği doğalgaz ve kömür santrallerine yüklenilerek geçiştirilmiş. Bu bile aslında herhangi bir iklimsel olaya karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzun bir göstergesi.

Tablo-4: Emisyon artışlarının sektörel kırılımı

Tablo-4: Emisyon artışlarının sektörel kırılımı

Bir başka açıdan bakıldığı zaman, 2007 yılında hiçbir şekilde enerji tasarrufu yapılmamış, hiçbir şekilde yenilenebilir enerji ile değil, “yeni ve yerli” adı altında fosil yakıtlarla, hızlı bir yatırım ve kar getirdiği için doğalgaza ayrıcalık tanınmış olduğunu görüyoruz. Yine enerji verimliliğinden bahsederken, taşımacılıkta enerji israfı yüksek çözümlere gidildiğini de görüyoruz.

Aslında, söylenenleri yapmamak, iklim değişikliğini ciddiye almayıp, verim-tasarruf çalışmasına girmemek, gerçek yenilenebilir enerji çalışması yapmamak ya da iklim değişikliğine karşı uyum için bir ön hazırlık yapmamak “ne yapmamalı?” sorusunun cevabı.

Pratik olarak örnek verecek olursak, EDPK elinde lisans verilmiş olan binlerce megawatt’lık kömür ve doğalgaz enerji santrali varken, buna karşın hayata geçmiş 500 MW toplam rüzgar santrali ile ne yapılması gerektiğini görüyoruz.

 

Ne Yapmalı?

Türkiye uzun bir süre kişi başı sera gazı emisyonunda dünya ortalaması altında olduğu gerekçesiyle iklim değişikliği konusunda adım atmayı erteledi. Son zamanlarda ise tarihsel kirletmeleri dikkate alarak hala geride durmaya devam ediyor. Ancak durum hiç de öyle değil. Türkiye sadece 2007 yılı artışı ile ortaya konan %2’lik artışın tam 6 katını yaptı. Yani 450 milyon nüfuslu bir bölgenin arttırabileceği maksimumu tek başına gerçekleştirdi. Tarihsel kirletici olmasa da geleceğin kirleticisi olarak ciddi sorumluluk alması gerekiyor.

Artık iklim değişikliğine karşı topyekûn savaş için gerekli olan siyasi iradeyi gösterme ve azaltım projelerini hayata geçirme konusundaki çeşitli itirazlara dair hiçbir yeri kalmadı. Bu noktada yapmaması gerekenleri bırakıp, yapması gerekenleri yapmak tarihi bir sorumluluk artık. Ekonomik kriz nedeniyle milyarlarca dolarlık paketler açıklayabilen hükümetin böylesi bir noktada hiçbir paketi açıklamayıp “yapıyorum” dediği projelerin ise aslında yapılmadığını 2007 envanteri ile bilmek mümkün.

 

Sonuç

1992 Yılında Rio’da gerçekleşen toplantı ile kabul edilen İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni 12 yıl sonra 2004’de imzalayan Türkiye, 1997’de Kyoto’da gerçekleşen toplantı ile ortaya çıkan Kyoto Protokolü’nü yine 12 yıl sonra imzalayarak kendinden önce imzalayan 180 ülkeden daha fazla özel koşulu savına sahip olsa da, 2007 envanteri bunun tersini söylüyor. Bu rapor ile aslında Türkiye Kyoto Protokolü’nü meclisten geçirip uluslararası sürece dahil etmeden çok ciddi bir tehlikeli artışı da tarihe geçirmiş oldu.

2007 envanteri ile iklimin geri dönüşü olmayan noktaya ulaşmaması için; yukarıda gördüğümüz gibi linyit üstünden kömür ve alım anlaşmaları nedeniyle doğalgaz kullanımı politikalarının hızla değişmesi, duble otoyol ve ulaşım araçlarının küçültülmesi gibi süreçlerden hızla uzaklaşmak gerekiyor. Bunun içinde Kopenhag’da bu yıl gerçekleşecek toplantıdan 12 yıl sonra , yani 2021’de imzalamak gibi bir lüksümüz yok.

İklim değişikliğini durdurmak için, Türk Hükümeti,  Kopenhag’a kadar ödevlerini başlamaktan öte bitirmeli, iklim sorununu çözen bir anlaşmayı yapmadan da evine dönmemelidir.

Başka bir dünya, iklim değişikliğinin durdurulacağı bu dünyadır. Bunu karar vericilere hatırlatmaksa bizlerin acil görevidir.

 

Dipnotlar:

[1] 13 Nisan tarihinde UNFCCC sayfasında yayımlanan raporun CRF (Ortak Rapor Formatı) ulaşabileceğiniz bağlantı;    http://unfccc.int/files/national_reports/annex_i_ghg_inventories/national_inventories_submissions/application/zip/tur_2009_crf_13apr.zip

[2] Alternatif Senaryo; Bugüne kadar gelen politikaların üstünden geleceğe yönelik senaryolar iklim değişikliğine dair sorunları hızlandırmakta ve geri dönüşü olmayan noktanın yakınlaşmasını sağlamakta.  Alternatif senaryolar ise, bu etkinin durdurulması için alınması gereken çeşitli önlemleri ortaya koyan ve elde edilecek çözümleri mevcut senaryolara göre tanımlayan mevcudun alternatifi  senaryolardır.

[3] Verilerin kaynakları için bakınız: http://www.teias.gov.tr/ist2007/index.htm

 

 

Share Button

3 thoughts on “Türkiye’nin 2007 Seragazı Envanteri Değerlendirmesi: Çözümü Öldür!

  1. Pingback: Türkiye’nin 2012 İklim Karnesi: Yapılmaması Gerekeni Yapmak! | Önder Algedik

  2. Pingback: Türkiye’nin 2012 İklim Karnesi: Yapılmaması Gerekeni Yapmak! | Enerji Haberleri | Enerji Haberi | Enerji Sektörü | Enerji ve Enerji Verimliliği Gazetesi

  3. Pingback: İklim Felaketleri Neden Arttı? Türkiye’nin 2012 Envanteri | 350 Ankara

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *