Enerji Yatırımları ve Türkiye Kamu Bütçesi için Madde 75!

20 Ağustos’ta Meclis’in onayladığı Madde 75 ne tür imtiyazlar veriyor?                   (Güncelleme: Kanun No: 6745 olarak kanun oanya gitmiş olup, madde numarası ise 80 olmuştur)

Enerji, Türkiye’nin kalkınma planlarında ve 2023 vizyonunda stratejik önem verilen konuların başında geliyor. Türkiye ekonomisi için, sürdürülebilir, iklim dostu enerji üretimi ve enerji verimliliği konuları stratejik öneme sahip.

Bu yüzden de, Türkiye’nin yoğun gündeminde, enerji konusunda politikaları takip etmek ve bu politikaların etkilerini irdelemek çok önemli hale geliyor. Keza, enerji politikaları, orta ve uzun vadede Türkiye ekonomisinin geleceğine yön verecek.

Geçen hafta, Türkiye gündeminin ilgi çekici konularının başında Türkiye Varlık Fonu yasa tasarısı geliyordu. Ancak, yasa tasarısının içinde enerji yatırımlarını da doğrudan ilgilendiren ve ülkemizin kamu kaynaklarını etkileyen bir madde daha Meclis tarafından onaylandı.

Md75BilgiNotu

Madde 75 ne diyor?

20 Ağustos 2016’da kabul edilen kanuni değişikliklerde enerji meselesini doğrudan ilgilendiren Madde 75’in ile önemli değişiklikler yapıldı ve Bakanlar Kurulu’na tüm diğer bürokratik mekanizmaları ortadan kaldırabilecek geniş yetkiler verildi. Geçtiğimiz Cumartesi sabaha karşı kabul edilen Madde 75 Cumhurbaşkanlığı’na onaya sunulacak.

Yasa kapsamında, denetimsizliği arttıracak ve kamu bütçesine büyük ek yükler getirerek bütçe açığının artmasına sebep olabilecek imtiyazlar, Bakanlar Kurulu tarafından şirketlere sunulabilecek.

Yasa maddesi ile beraber Bakanlar Kurulu, Ekonomi Bakanlığı’nın önerdiği projelere, vergi, teşvikler, arazi ve bina tahsisi, denetim ve onay süreçleri ile üretim maliyetlerini yüklenme alanlarında destekleri verebilecek.

Öncelikle, devlet, ilgili yatırımlar hayata geçebilsin diye önemli vergi gelirlerinden vazgeçebilecek.

Kurumlar Vergisinden Muafiyet

Bakanlar Kurulu, yasa maddesine göre, ilgili projelere, kurumlar vergisini yüzde 100 oranında uygulayabilecek. Bu kurumlar vergisi muafiyetinin ne kadar uygulanacağı ise iki alternatif biçimde belirlenebilir. Birinci alternatife göre, yapılan yatırımın iki katına ulaşılana kadar kurumlar vergisi muafiyeti uygulanabilir. Ya da 10 yıl boyunca kurumlar vergisi muafiyeti verilebilir.

Stopaj Muafiyeti

Şirketlerin, emlak ya da hisse senedi sattıklarında stopaj ödüyorlar. Madde kapsamında, bu gelirlere de muafiyet verilebiliyor.

Son olarak ise, gümrük vergisinden de muafiyet kararı alınabilecek.

49 Yıl Bedelsiz Kiralama

Eğer yatırım, hazineye ait bir arazi veya mülkte yapılacak olursa, 49 Yıl Bedelsiz Kiralama kararı alınabilecek.

Bedelsiz Özelleştirme

Hatta yatırım biter ve ayrıca sadece 5 yıl boyunca, çalışan hedefini tutturursa, şirket bedelsiz olarak kamu arazisine ve mülküne sahip olabilir.

%50 İndirimli Elektrik

Üstelik, Şirketlere , enerji tüketiminde, 10 yıl boyunca yüzde 50 indirimle elektrik desteği verilebilecek. Şirketler, bunu indirimi işletme dönenimde karşılayabilecek.

10 Yıl Risksiz Kredi Fırsatı

Şirketler eğer yatırım için kredi çekerlerse, 10 yıl boyunca bu yatırım kredisinin faizlerini devlet karşılanabilir. Kredi için hibe verilebilir, kar payına destek verilebilir. Yani, yatırımın ortaya çıkacak tüm kredi risklerini, devlet üstlenecek.

Asgari Ücretin 20 Katı Maaş 

Madde 75 kapsamında, Projelerde belirlenen nitelikli çalışanın her biri için aylık asgari ücretin 20 katına kadar ücret desteği de verilebilecek. Şirketler devletin parası ile onlarca yaklaşık 33000 TLye maaşlı eleman çalıştırabilecek. Tüm çalışanların ise 10 yıl boyunca işveren sigorta prim payını da Bakanlar Kurulu ödeme kararını alabilir.

Müşteri de Devlet

Yasa kapsamındaki diğer ilginç madde ise alınabilecek kararlar ile süresi belirsiz bir biçimde ürünlere yine ürün birim fiyatı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek şekilde alım garantisi uygulanabilir.

Yatırımın Yüzde 49’u da devletten!

Yasa kapsamında, eğer karar verilirse, yatırımın %49’unu da devlet ortak olarak üstelenebilir. Devlet yatırımın yarısını 10 yıl içinde elden çıkarmak zorunda. Yani, yatırımın kuruluş aşamasındaki maliyetlerine de ortak olacak olan devlet, yatırımı 10 yıl içinde, belki de kar etmeye başlamadan, yeterince değerlenmeden satmak zorunda.

Tek Bir Proje Tüm Destekleri Alabilir

Bakanlar Kurulu bu desteklerin tamamını bir projeye verebilir. Yasaya göre, her proje her maddeden faydalanabilir. Yukarıdaki desteklerin toplamı, bir yatırımın hayata geçmesi için gerekli olan maliyetlerin büyük bir bölümünü devlete yükleyebilir. Devlet, yatırımın maliyetlerinin milyarlarca bölümünü ödeyecek ama şirketler yatırımın sahibi olacak.

Ayrıca, Bakanlar Kurulu Madde 75 ile bir projenin geçmesi gereken tüm izinleri ve denetim süreçlerini iptal edebilir. Yani, devlet, bir yatırımın tüm risklerini üstlenmek ile kalmıyor, bu yatırımın ekonomiye faydalı olup olmadığını belirleyecek olan, kamu çıkarının denetleyen tüm süreçleri iptal edebilir.

İdari İstisnalar!

Keza yasa kapsamında, diğer tüm kanunlarda belirlenen ve projelerin uygunluğunu, ekonomiye ve istihdama katkısının kamu tarafından denetlenmesini sağlayan tüm denetim mekanizmaları ortadan kalkıyor. Bakanlar Kurulu tüm bu süreçlere istisna verebilir.

ÇED Raporları, Santral Lisans Değerlendirmeleri, Yasalara uygunluk değerlendirmeleri vs. vs. hepsi es geçilebilir.

Yani, hiçbir denetimi yapılmayan, ekonomik fayda analizleri incelenmeyen, çevre etkisi incelenmeyen bir projenin tüm ekonomik risklerini Bakanlar Kurulu üstlenebilir, çalışanını parasını verebilir, vergisiz kazanç elde etmelerini sağlayabilir.

Özetle, Bakanlar Kurulu isterse, araziyi bedava verecek, yatırımına para koyacak, yıllarca vergi almayacak, çalışan maaşını ödeyecek. Üstüne üstük, yatırımın müşterisi de olacak.

Şeffaflık Meselesi

Madde 75 hiçbir darbenin hayal edemeyeceği bir şekilde şirketlere imtiyazlar sağlıyor. Kamu kaynaklarının, hiçbir denetime sunulmadan şirketlere verilmesini olanaklı hale getiriyor. İzinsiz ve lisanssız yatırımı onaylama konusunda, Bakanlar Kurulu tek yetkili olabilecek. Üstüne üstlük, bu imtiyazlar ile ekonomimizi büyük tehlikeye atacak, gelecek on yıllarımızı verimsiz, kirli teknolojilere feda edecek olan termik santral projeleri, nükleer projeleri gibi projelerin önü açılıyor.

Kömür ve Nükleerin önü açılıyor mu?

Ekonomi Bakanlığı’nın projeyi nasıl belirleyeceği ve Bakanlar Kurulu’nun hangi kriterlere göre karar alacağı konusunda ise büyük bir soru işareti bulunuyor. Madde 75’de “kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda ülkemizin mevcut veya gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını karşılama, arz güvenliğini sağlama, dışa bağımlılığını azaltma, teknolojik dönüşümü sağlama, yenilikçi, Ar-Ge yoğun ve katma değeri yüksek olma niteliklerine ayrı ayrı ya da birlikte sahip olan ve proje bazında Ekonomi Bakanlığı tarafından desteklenmesine karar verilen yatırımlar” deniliyor. Ancak bu ifade oldukça sorunlu. Türkiye’nin arz güvenliği politikaları kömüre santrallerinin artması, dışa bağımlılık ise Rusya ile Akkuyu nükleer santrali ile karşılık buldu. Benzer şekilde mevcut politikalar çerçevesinde Haziran 2016’da EPK yasası ile verimsiz linyit projelerine ek mali destekler verilmesi kabul edildi ve darbe girişimi sonrası hükümet yerli kömür santrallerinde yüksek fiyatlı alımların önün açtı

Bütün bunlara rağmen bu projeler bir türlü hayata geçirilemiyor. Örneğin kömür projeleri yatırımcıların ilgisini çekmiyor, çünkü hem küresel ekonomik gelişmeler hem de iklim değişikliği, sağlık gibi etkiler yüzünden bu projelerin verimsizliği önemli tartışma konusu.

Hatta birçok ülke özellikle kömür sırasında hali hazırda planlanmış yatırımlarını iptal ediyor. Hatta yeni kurulan Kosova bile Nisan ayında termik santral projesini iptal etti. (http://www.kosid.org/en/news/62).

Peki yatırımcıların ilgisini çekmeyen, karlılık sorunları yaşayan, toplumsal düzeyde ciddi tepkiler doğuran, ülkelerin vazgeçtiği projeler Türkiye için nasıl bu kadar önemli olabilir ki?

Düşük karbon ekonomisinde rekabet artarken Türkiye’nin yüksek karbon ekonomisine ve o mantığa hizmet eden politikalara dönmesi doğru mu?

 

 

 

Share Button

Rusya ve İsrail ile mesele diplomasi değil, fosil yakıt bağımlılığı

27 Haziran Pazartesi diplomasi haberlerinin gündem olduğu bir gün olarak başladı. İsrail ile Gazze ablukası, Mavi Marmara olayı ve ilintili konularda bir anlaşma yapıldığı duyuruldu. Benzer şekilde Suriye sınırında düşürülen Rus uçağı ile ilgili Kremlin’e özür mektubu iletildiği açıklandı.

Acaba İsrail ile yapılan anlaşma ekonomik olarak alınacak 21 milyon dolar tazminat, yapılacak enerji tesisi, arıtma tesisi ve hastane inşatı ile sınırlı mı? Acaba Rusya’ya iletilen özür mektubu düşen turizm, yapılamayan tarım ihracatı ile mi sınırlı? Bu özür sorunu çözse bile eskisi gibi hızla 2,5 milyar dolar Rus turisti gelirine ulaşamayacağımız açık. Tarımsal ürün ihracatıda 1,2 milyar dolar mertebesinde olsa bile asıl ekonomik boyut bu değil. Bu hesaba enerjiyi katmazsak anlamamız mümkün değil.

Kömür ve İklim Değişişikliği-2016 raporu ile Türkiye’nin enerjide dışa ve fosil yakıtlara bağımlılığını ortaya koymuştuk. Raporda yer alan veriler ile son Rusya ve İsrail ile ilgili gelişmeleri birleştirirsek, meselenin diplomatik krizleri çözmenin ötesinde Türkiye’nin enerjide dışa ve fosil yaktılara bağımlılığı olduğunu çok açık görürüz.

Doğalgaz: Türkiye 1990’da doğalgazdan 3,1 milton tep enerji elde ederken, 2014’de 40,2 milyon tep’e çıktı. Bir başa deyişle 1990’da 1 birim doğalgazdan enerji elde ederken, 2014’de 13 birime çıkardık diyebiliriz. Bununu ezici çoğunluğu ise ithal.

Bunun İsrail ve Rusya ile ne ilişkisi var diye sorabilirsiniz. Rusya Türkiye’nin doğalgaz ithalatının %55’inden sorumlu [BBC Türkçe]. İsrail’in ise batı pazarına açamadığı doğalgaz rezervleri var. Rivayet o ki 50 milyar metreküp doğalgaz ithalatı olan Türkiye’nin İsrail ile planladığı 30 milyar metreküp kapasiteli hat ile gazın 10 milyar’ını ülke içinde, kalanını da Avrupa’da yakılmasını sağlayacak.

Kömür: Türkiye 1990’da 16,1 milyon tep kömürden enerji elde ederken, doğalgazın gelmesi ile azalacağı düşünüldü. 2002’den sonra kömüre dönüş politikası ile 2014’de 36 milyon tep enerji elde ettik. İthalat açısından bakıldığında 1990’da 5,5 milyon ton olan kömür ithalatı 2014’e 30,2 milyon tona çıktı.

Kömür meselesinin İsrail ile bağlantısı yok ama Rusya ile çok var. Rusya’dan 2014’de 8,7 milyon ton kömür ithal ettik. İthal ettiğimiz kömür genelde termik santrallerde kullanılıyor. İthal kömürden elde edilen elektrik ise yerli kömür kadar. Dahası, EPDK’da sırasını bekleyen 25 GW ithal kömürlü termik santral projesi var.

RusyaIsrail

Mesele ne İsrail ile anlaşmanın maddeleri, Rusya’ya 1,2 milyar dolarlık tarım ihracatı yada 2,5 milyar dolarlık Rus turistinden elde edilecek gelir için bir özür değil. Mesele cari açığımızın kaynağı olan enerjide kömürün ve doğalgazın en büyük tedarikçisi olan Rusya ile ilişkileri sürdürerek yakıtı sağlama almak. Mesele İsrail’i enerji bağımlılığımızın artışında doğalgaz tedarikçisi yapmak.

Bir başka deyişle, Türkiye her yerli kömür dediğinde nasıl ithal kömürün önünü açıyorsa, artık diplomasi dediğinde de fosil yakıt ithalatının önünü açıyor. Çünkü Türkiye enerji ve fosil yakıt bağımlısı. Çünkü Türkiye’de dert diploması değil, yüksek karbon ekonomisinin devamlılığı!

 

 

Share Button

Rapor: Kömür ve İklim Değişikliği 2016

For the English version of the report, click here.

Komur2016kapak

Rapora ulaşmak için resme tıklayınız.

2015 yılında hazırlanan Kömürü Finanse Etmek raporu, alt başlığında da belirttiği gibi Türkiye’nin yüksek karbon ekonomi aritmetiğini ortaya koymaya çalışmaktaydı. Kömür ve İklim Değişikliği-2016 raporu ise, Türkiye’nin bir taraftan iklim değişikliği sözleşmelerine taraf olurken diğer taraftan fosil yakıt merkezli bir politikaya yönelmesinde kömürün rolünü incelemektedir.

Rapor Türkiye’nin, iklim değişikliğine, teslim etmiş olduğu niyet beyanına ve hatta trafo kapasitesine rağmen kömürlü termik santrali geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Bir taraftan kömür rezervlerinin tamamını yakmak için model geliştirmektedir. Diğer taraftan pazarı büyütmek için ithal kömürün önünü açmaktadır.

Raporun ortaya koyduğu bazı bulgular:

  • Türkiye’nin sera gazı salımlarındaki artışın en kritik sorumlusu kömür ve doğalgazdır. 1990-2014 arası 259,8 milyon ton emisyon artışının 167,2 milyon tonu kömür ve doğalgazın yakılması ile ortaya çıkan karbondioksit kaynaklıdır.
  • Bu artışlara gerekçe gösterilen “enerji ihtiyacı” aslında sadece fosil yakıtların üretimini ve tüketimine arttırmaya yöneliktir. Bu nedenle, 1990’da %18,6 olan fosil yakıt dışı enerji kaynaklarının payı, 2014’de %9,9’un altına düşmüştür.
  • Kömür tüketimindeki artışın belirleyicisi termik santralleridir. 1990-2014 yılı arasındaki 42,5 milyon ton artışın 41,5 milyon tonundan sorumlu termik santrallerdir.
  • Türkiye toplam kömür tüketimini neredeyse ikiye katlama yolunda giderken, kömür ithalatı 2014’de 1990’ın 6 katı mertebesine ulaşmıştır.
  • Bugün EPDK listelerine göre 59 santral çalışmakta olup, 16 GW kurulu güce sahiptir. Kurulu gücün yaklaşık 6 GW’ı ithal kömür santralleri olup, elektrik üretimi ve kömür santralleri kaynaklı emisyonların yarısından sorumludur.
  • Sadece kömür yakan termik santraller 1990’da atmosfere 22 milyon ton karbondioksit salarken, bu miktar 2014’de 76 milyon tona çıkmıştır. 2014’den sonra eklenen üniteler ile bu miktar daha da artacaktır.
  • Lisans almış ama hiçbir ünitesi çalışmaya başlamayan, ön lisans almış, yada ön lisans başvurusu değerlendirilen 37 santral EPDK listelerinde aday olarak yer almaktadır. Bu aday santrallerin 14 tanesi linyit ve asfaltit yakacak olup, kalan 23 santral kömürü ithal edecektir. Bu santrallere rödovans sözleşmesi olan 2 proje de dahil edildiğinde 29,4 GW aday santral bulunmaktadır.
  • Türkiye’nin yüksek karbon politikaları sonucunda kendi kömürünü yakmak için 4 GW kurulu güç, dünyanın kömürünü yakmak için 25 GW kurulu güç ekleme durumu söz konusudur.
  • Türkiye’nin kömür santralleri geliştirme programı sadece EPDK lisanslama süreçleri ile sınırlı değildir. 2005’de tekrar başladığı kömür arama çalışmaları ile yeni 7,2 milyar ton rezerv eklemiştir. Mevcut ve yeni bulunan rezervler devlet eliyle geliştirilmektedir.
Komur2016-Sekil3

Türkiye’nin kömürlü termik santraller güç ve yakıt projeksiyonu. Detaylar için rapora bakınız.

Kömür ve İklim Değişikliği 2016 raporu Türkiye’nin 2030 yılı için taahüt etttiği salımların 2014 yılından 461 milyon ton daha fazla olduğunu ortaya koymakta, bu artışın neredeyse yarısının kömür santrallerinden kaynaklanacağı öngörüsünde bulunmaktadır. Bugün kömür santralleri Türkiye’nin toplam salımlarının altıda birinden sorumlu olduğu dikkate alındığında, bu pay oldukça yüksektir. Rapor, Türkiye’nin ekonomisini karbon yoğun hale getirmek için sınırları zorladığını da ortaya koymaktadır. TEİAŞ’ın 2026’ya kadar 24,9 GW toplam trafo kapasitesine rağmen aday kömür santrallerinin 29 GW olması yeni rüzgar, güneş yada başka bir kaynağa bile yer olmadığı sonucu anlamına gelecektir.

Share Button

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı hakkında bildiklerimiz ve bilmediklerimiz!

TBMM’nin gündemine Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1081) ile Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/715) geldi. Bu teklife dair bildiklerimiz ve bilmediklerimiz oldukça fazla.

Örneğin 2006-2013 arası tüketiciden kayıp-kaçak bedeline ilişkin 33 milyar TL tahsis edildiğini biliyoruz. Ama neden sistemin sahibi kamunun ve dağıtım bölgesinin sahibi dağıtım şirketlerinin bu kadar para almasına rağmen neden bu sorunu çözen yatırım yapmadığını bilmiyoruz. Hatta EPDK 2014 Yılı Piyasa Gelişim Raporu verilerine göre 21 dağıtım şirketinin 10’u kayıp-kaçak hedefine dair yeterli adım atmadığını biliyoruz. İşini yapmayan bu şirketlerin neden cezalandırılmadığını ama tüketicinin cezalandırılıdğını bilmiyoruz.

Mesela Türkiye’nin 2014’de 251,96 TWH ürettiğini (EPDK) ama 207,4 TWh  tükettiğini (TÜİK) biliyoruz. Ama kayıp ve kaçağın da içinde olduğu 44,5 TWh’ın nereden kaynaklandığını, hangi iletim hattı yada trafonun ne kadar kayba neden olduğunu bilmiyoruz.

Elektrik sistemindeki kaçakların doğudaki illerden kaynaklı olduğunu hepimiz duyuyoruz ama sanayinin kaçak kullandığı elektriği bilmiyoruz. Mesela Hasan Balıkçı‘nın kaçak elektrik kullanan imalathaneleri tespit ettiğin biliyoruz ama Adana TEDAŞ‘tan Şanlıurfa‘ya sürgüne gönderenlerin akıbetini tam bilmiyoruz.

Ortada net bir şey var; politik olarak Türkiye kaçak ve kaybın devamını istiyor ve açtığı davalarla “bunu ödemem” diyen tüketiciye engel çıkartmak istiyor. Çünkü Türkiye’nin boşa enerji üretmesi ve tüketmesi gerekiyor. Buna da “enerjiye ihtiyacımız var” diyerek politize ediyor.

Enerjiye ihtiyacımız olmadığını biliyoruz. Sadece 2002-2014 arası birincil enerji arzına bakarsak enerjiye değil başka bir şeye ihtiyacımız olduğunu görürüz. Bu dönemde birincil enerji arzı %58 artmış. Ama kömür kaynaklı enerji arzı %84 artmış. Hes dışı yenilenebilir enerji arzı sadece %17 artmış ama doğalgazda artış %150. Yani bizim enerjiye ihtiyacımız yok, kömüre ve doğalgazı arttırmaya ihtiyacımız var. Tabi buna bir de nükleeri eklemeye ihtiyacımız var. O yüzden Tetaş’ın Kamu İhale Kanunu dışında ihaleye çıkabilmesi için, o yüzden nükleer santrallerin önün açılması için değişiklikler yer alıyor.

Tasarıda ilginç bir madde var. Tam bir dert. Türkiye’nin çok da gündem etmediği bir konuya dair. Özelleştirilen termik santrallerine daha önce iptal edilmesine rağmen çevre mevzuatı uymaması için istisna getiriliyor. Bir başka deyişle, yıllarca elektrikten toplanan paralarla devlet elindeki termik santralleri çevre mevzuatına uygun hale getirmemiş ve bu ayıplı malı özelleştirdiği gibi mevzuata aykırı çalışmasına izin vermek istiyor. Yani halkın parası ile ayıplı bir mal yapılmış, işletilmiş ve satılıyor. Sonrada bu ayıplı malın çevre faturasını halk ödesin deniyor.

Dert bununla da bitmiyor. Tasarı rödovans modeliyle kömür üretimi ve benzer özelleştirme modellerine dair yetkiler veriyor, istisnalar getiriyor. Rödovans modeliyle kömür üretiminin ne olduğunu Soma ile hepimiz öğrendik. Rödovans modeliyle elektrik üretiminin de aslında bir iklimi değiştirme modeli olduğunu ilgili raporum ve meclis gündemine taşınan soru önergesi ile kamuoyu öğrenmeye başladı. İşte bu tasarıdaki değişiklik rödovans sözleşmelerini elektrik üretiminde yaygınlaştıracak.

Şimdi iki şeyi biliyoruz. Birincisi kayıp ve kaçağın azaltılması için yeterli çalışma yapılmayarak tüketiciye ödetilmeye çalışılıyor. İkincisi ise devam eden kayıp kaçak ile daha fazla enerji üretimi sağlanacak ve böylece kömür ve doğalgazın tüketilmesi arttırıalacak. Tabi bir de yanına nükleer eklenecek.

Son birşeyi daha bilmemiz gerekiyor. Arz tarafında sorun belli. Peki talep tarafında sorun ne? Talep taratında bu üretim nereye gidiyor? Cevabımız verelim; ticaret sektörü ve kamu binaların artan enerji ihtiyacına gidiyor.  1990’da elektrik tüketimine 1 dersek, 2014’de 4,4’e eşit oluyor. Peki ticarethanelerin ve kamunun tüketmine de 1 dersek 2014’de kaç oluyor? Cevap basit, ticarethaneler 14,4’e kamu ise 5,6’ya çıkıyor! Tabi residansların baş gösterdiği ülkemizde meskenleri de unutmayalım. Oradada 2014’de 5’e yükseliyor. (Bknz: Enerji ihtiyacımız AVM’ler yüzünden mi?)

Denklemi kuracak olursak, daha fazla avm, verimsiz kamu binası ve residans, daha fazla kayıp kaçak daha fazla kömür doğalgaz ve nükleer demek. Kayıp kaçağı azaltırsanız, 44,5 TWh’ı azaltırsanız ne kömüre ne doğalgaza ne de nükleere ihtiyacınız olur. Verimsiz kamu binalarını, ışıl ışıl rezidans, iş merkezi yada AVM yapmazsanız enerji piyasası kanunu yerine enerji verimliliği kanunu konuşursunuz.

Son olarak, bir örnekle bitirelim.

Türkiye’yi bir buzdolabı markası olarak düşünün. Satıcı diyor ki “Hem yerli, hem daha fazla tüketiyor, hem de bu tüketimi karşılamak için kompresörüne doğalgaz ve kömürlü termik santralinden elektrik bağlamanız gerekiyor. Tabi nükleer santral olursa daha iyi çalışacak.”.  Şimdi Türkiye gibi bir buzdolabı olsa siz alır mısınız?

 

Share Button

New report; Climate Change With Royalty Model

Turkey promoted royalty contract after 2005. After Soma mine disaster, royalty contract in coal production took public attention. Royalty contract in electricity production in not well-known model.

New report, Climate Change With Royalty Model analyses background of royalty contract in electricity production. The report is prepared by Önder Algedik, energy and climate expert.

Findings of the report rises serious concerns about Turkish high carbon economy policies;

  • Turkey ratified UNFCCC in 2004. After that, Turkey launched coal exploration activities in 2005. Since than, 7,2 billion tons of new lignite reserve explored.
  • Royalty contract is an important tool in increasing coal production. Royalty model in electric production is another tool that increases coal consumption. As of today, Turkey has 9 coal power plant contract with royalty model.
  • Burning 887 million tons of reserve of these 9 power plants means 780 million tons of CO2 which is equal to 5 years of greenhouse gas emissions emitted by Ethiopia.
  • Turkey privatized 4,6 GW of coal power plant recently. With royalty model, private sector reached 7,6 GW power plant installed capacity. Even this figure shows how Turkey is gaining private sector investment to the high carbon economy.
  • Although Turkey has been defending historical responsibilities, further affords has been developed in order to burn the coal in the soil. Combustion of recently found 7.2 billion tons of reserve would cause 8 billion tons of carbon dioxide that is equal to 50 times of annual emissions emitted by Ethiopia.

RoylatyTender

Writer of the report; Önder Algedik summarizes that “ Financing Coal report described Turkey’s high carbon economy model and how Turkey is pushing coal in energy policies. Our recent report TGNA’s Role in Climate Change analyzed Turkish Parliament role in terms of legislation and parliamentary scrutiny. As Turkey signed Paris Agreement on April 22, This new report shows widening gap between scientific facts and policies as well as increasing role of private sector in coal power plant.”

For the the report click here,

 

Share Button

Rapor: Rödovans Modeliyle İklim Değişikliği

13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan Soma faciası ile Türkiye rödovans yoluyla kömür üretimini öğrendi. Rödovans yoluyla kömür üretiminin geliştirildiği dönemde rödovans yolula elektrük üretimi sözleşmeleri de devreye girmeye başladı. Rapor, Soma’da 301 canla ödenen bu model, şimdi elektrik üretimi ile daha fazla iklim  değişikliği olarak ödenecek bir fatura olarak karşımızda durmaktadır.

RodovansElektrik

Rapora ulaşmak için tıklayınız.

Rödovans Modeliyle Elektrik Üretimi; Rödovans Yoluyla İklim Değişikliği raporu geçmiş yıllardaki verileri analiz etmekte olup, politikaların geleceğe dair yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. 2004 yılında BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne Türkiye taraf olduktan sonra olan gelişmeleri rapor bulguları ile ortaya koymakta:

  • 1985 yılında ara verilen kömür arama çalışmalarına Türkiye 2005 yılında tekrar başladı.
  • 2015 yılına kadar 7,2 milyar ton kömür rezervi tespit edildi. Bu rezervin tamamı yakılması durumunda Etiyopya gibi bir ülkenin 50 yıllık seragazı salımı atmosfere karışacak.
  • Türkiye bir taraftan kömür üretimin arttırmak için rödovans modelini kullanırken, diğer taraftan rödovans sözleşmeleri ile elektrik üretimi modelini hayata geçirdi.
  • Bugüne kadar bu model, 9 termik santrali ile 887 milyon ton kömür rezervi üstüne kurulu 3 GW kurulu güce ulaştı.Sadece rödovans sözlemesi yapılan bu santrallerin rezervlerinin yakılması atmosfere 780 milyon ton daha karbondioksitin atmosfere salınması anlamına geliyor.
  • Türkiye, geliştiridiği bu modelle yüksek karbon ekonomisinde özel sektörün dha güçlü oyuncu olmasının önünü açtı. Özelleştirilen 4,6 GW santraler ile birlikte, rödovans modeli de eklendiğinde 7,6 GW kurulu güç özel sektöre kazandırılmış oldu.
  • Rödovans ihalesi ile yapılan elektrik üretim sözleşmeleri iklim değişikliğini dikkate almadığı gibi mevzuatı da dikkate almamaktadır.

Raporun da ortaya koyduğu gibi, rödovans sözleşmesi ile elektrik üretimi, hem maliyetlerin düşürülmesi, hem de sağlanan ayrıcalıklarla düşük maliyetli olarak özel sektörün yatırımcı olmasını sağlayan önemli bir piyasa aracıdır.

 

Raporun basına yansıması: DHAHürriyetSözcü, Dünya

Raporun TBMM gündemine yanısması: Soru Önergesi, DHA

For English version of the report, click here.

Share Button

Report: TGNA’S Role in Climate Change Policy – Summary for Policymakers

The Grand National Assembly of Turkey-TGNA has an important role in terms of legislation and parliamentary scrutiny with regard to responsibilities that Turkey will shoulder in the new global climate regime initiated by the Paris Agreement adopted by all members of the United Nations (UN) in December 2015. Global Balance Association, The Consumer and Climate Protection Association (TuvikDer) and the Legislation Association (YasaDer) has released a new report titled ” TGNA’S Role in Climate Change Policy”.

No comprehensive research has yet been done about the extent to which related laws, which have been passed by the TGNA and are currently in force, have contributed or obstructed the struggle on the climate change. This Project, the first of its kind in Turkey, will bridge that gap. One of the deliverables of the project is to determine the awareness of parliamentarians on putting the climate change on their political agenda. The results will also signify how parliamentarians defend human rights and the environment in connection with the fight on climate change.TGNA role on CC

The report released in February 29th to the public with the participation of 17 MP’s from four parties.

For all the reports and meeting notes (in Turkish) on Legislation Association page,  click here.

For the summary report (in English), click here

Share Button

TBMM’nin İklim Değişikliği Politikalarında Rolü Raporu Açıklandı.

29 Şubat 2016, Ankara -“İklim Değişikliği Politikaları ve TBMM” başlıklı konferansta bir araya gelen milletvekilleri, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları TBMM’nin bu alandaki sorumluluklarını masaya yatırdı. Paris İklim Anlaşması sonrasına denk gelen bu toplantıda, iklim değişikliğinin dünyada ve Türkiye’de durumunu ve TBMM’nin faaliyetlerini içeren bir rapor sunuldu. Ana Rapor ve “Politikacılar için Özet” raporunu hazırlayan ekip adına konuşan ve projenin yürütücüsü olan Küresel Denge Derneği (KDD) Başkanı Dr. Nuran Talu, bu çalışmanın Türkiye’de bir ilk olduğunu ve Meclisin iklim değişikliği politikalarındaki rolünün bir resminin çekildiğini belirtti. Talu, bu çerçevede 22 Nisan 2016’da imzaya açılacak Paris Anlaşması öncesi, TBMM için önemli bir envanterin çıkarıldığını belirtti.

TBMM'nin İklim Değişikliği Politikalarında Rolü Raporu

Konferansta açılış konuşması yapan İngiltere Türkiye Büyükelçiliğinden Elçi Müsteşar Janet Douglas İngiltere’nin iklim değişikliği ile mücadele politikalarından bahsederek yeni iklim rejiminde parlamentoların sorumluluğunun altını çizdi.

TÜVİKDER (Tüketiciyi ve İklimi Koruma Derneği) Başkan Yardımcısı Önder Algedik, bir yıla yakın bu konu üzerine çalışıldığını, YasaDer üyelerine eğitimler verilerek raporun Meclis yasama uzmanlarıyla beraber hazırlandığını belirtti. Algedik toplantıda, raporda iklim değişikliği mücadelede Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltım ve etkilere uyum alanlarında durum tespiti yapılarak çıkan verileri paylaştı.

YASADER (Yasam Derneği) Başkanı Habip Kocaman bu çalışmada,, özellikle TBMM 24. Yasama dönemine ait bir çok kanunun ve o dönemdeki onbinlerce soru önergesinin, Meclis araştırma komisyonu raporlarının iklim değişikliği ile mücadele gözlüğünden tarandığını, böylece TBMM’nin yasama ve denetleme ile ilgili faaliyetlerinin ayrıntılı olarak rapora yansıtıldığını belirtti.

Katılan milletvekilleri yörelerinden örnekleri de içeren konuşmalarla iklim değişikliği konusunda TBMM’nin yaklaşımına dair görüşlerini bildirdi.

Rapordan Bazı Önemli Başlıklar:

  • Dünyada bilimsel raporlar, sıcaklık artışını 1,5C’de sınırlamak için 2015’den itibaren sera gazları salımını azaltması gerektiğini söylüyor.
  • Türkiye’nin sera gazı salımlarındaki artışta inşaat, elektrik üretimi ve ulaşım öne çıkan sektörler oldu.
  • Türkiye iklim değişikliği politikaları için dünyaya sunmuş olduğu niyet beyanında 2030 yılına kadar sera gazlarını arttırıyor.
  • Enerji Verimliliği Kanunu iklim değişikliğine atıf yapan tek kanundur
  • Yenilenebilir Enerji Kanunu ise sera gazları emisyonlarının azaltımına atıf yapan ilk kanundur.
  • Kalkınma Planında yerli kömürün tamamının elektrik üretimi için kullanılması gibi iklim değişikliği ile mücadelede sıkıntılı politikalar mevcut.
  • Çevre Kanunu’nun TBMM’deki müzakerelerinde iklim değişikliğine değinen milletvekili olmamış.
  • TBMM 24. Yasama döneminde 72.230 soru önergesi arasında içinde iklim değişikliği ve küresel ısınma geçen sadece 20 soru önergesi verilirken, çevre konuları ile ilgili 3 bin 559 soru önergesi verildi.
  • TBMM 24. Yasama döneminde 3 bin 308 Meclis araştırma önergeleri içinde doğrudan iklim değişikliği ve küresel ısınma geçen sadece 8 önerge olmuş, iklim değişikliği ile dolaylı ilgili diğer çevre konuları ile ilgili ise 594 araştırma önergesi bulunuyor.

TBMM’nin İklim Değişikliği Politikalarında Rolü Raporuna ve Politikacılar için Özet raporuna ulaşmak için tıklayınız.

Share Button

Afşin-Elbistan Coal Power Plants Report: Changing climate rather than producing electricity!

Climate and Energy Consultant and founder of 350Ankara.org Önder Algedik has published a new report on Afşin- Elbistan coal reserve and power plants. The report analyses role of Afşin-Elbistan reserve and explains role in changing climate rather than producing electricity.

AEL CoalPowerPlant

For the report, click here.

In order to strengthen high carbon policy, Turkey has been looking for development of new project on government owned Afşin-Elbistan C, D and E sites while working on permission to other mine areas of private sector for power plant investments. The report identifies problems of high carbon policies in the light of Afşin-Elbistan lignite reserve;

  • In 2005, the exploration works have been re-started as a sign of the acceleration in the return of Turkey to coal use.
  • As a consequence of exploration work, lignite reserve increased to 4,8 billion tons in the area. In other words, Afşin-Elbistan basin has one third of the coal reserves of Turkey.
  • Till 2015, Plant A and Plant B burned 405 million tons of coal in order to produce 173,3 million MWh electricity by emitting 200 million tons of carbon dioxide.
  • Taking into consideration that the annual operation period of thermal plants is about 8000 hours, it is seen that the average operational period of 8 units of 2 plants is very low and has been 2422 hours in 2012.

The report also shows difficulty of keeping the global temperature raise under 20C in case of burning remaining coal reserve. Although scientific reports shows that 80% of worlds known reserve should stay in the ground, the report demonstrates that burning remaining reserve of Afşin-Elbistan area would cause emitting 2,4 billion tons of carbon dioxide.

Share Button

İklimi Değiştirirken Havamız Temiz Olabilir mi?

Bir süredir kentlerde yaygın bir sis yaşıyoruz. Sisle beraber, bir taraftan nefes almakta zorlanıyoruz, diğer taraftan hava kalitesinin kötü olmadığını, hatta iyi olduğunu hava izleme istasyonları ile ilgili internet sayfasından öğreniyoruz. Diğer yandan, Prof.Dr. Orhan Şen, sabahları görülen sisin hava kirliliği ile alakalı olduğuna dair sosyal medyada bir açıklamada bulunarak meteoroloji ile hava kirliliği bağlantısını kurunca resim biraz daha ilginç bir hale geldi. Şimdi gözle görünene, burunla koklanana mı inanacağız, yoksa istasyon verilerine mi? En doğrusu ölçümün sağlamasını yapmak, hesaplamak.

Öncellikle sis ile hava kirliliğini karıştırmamak gerekiyor. İlki meteorolojik, ikincisi insan kaynaklı. Ancak, kentte sis var ise, kentin çevresinden hava dolaşımını engelleyen yüksek binalar yapılmışsa, rüzgarın olmadığı bu durumlarda yakılan fosil yakıtlar sisin etkisini arttırıyor. Ulaşım, binalar ve sanayii özellikle yakıtları ile hava kirliliğine katkıda bulunuyor.

Hava izleme istasyonları bulunduğu yerdeki hava kalitesini ölçer. Yani bir sonuçtur. Kullanılan petrol ve kömürün kalitesinde zaman içindeki gelişme, bir nebze de olsa havadaki kirletici madde miktarını etkiledi. Yine de yanma varsa kirletici gazlar ve de iklimi değiştiren seragazları atmosfere salınır. Bu nedenle, tüketilen fosil yakıtlarının miktarını ve değişimini bilirseniz, oradan hava izleme istasyonlarının verilerinin sağlamasını yapabilirsiniz. Tek farkla, izleme istasyonları anlık ölçer, fosil yakıt kullanımı ise anlık tüketimi bilemediğiniz için yıllık düzeyde size veriyi verir.

Türkiye atmosfere 2013’de 1990’a göre %110 daha fazla sera gazları saldı. Peki kentlerde belirleyici olan binalarda fosil yakıt tüketimi ve karayolu ulaşımı kaynaklı karbondioksit miktarı ne kadar arttı? Sonuçta fosil yakıtları yakınca, yakıtın cinsi ve yakma biçimi ile alakalı bir şekilde karbondioksit gibi seragazı yanında havayı kirletici gazları da yakıyorsunuz. Hesabı eşitlemek için 1990 yılı salımlarına 100 diyelim. Bu durumda 2013 yılında binalarda 221, ulaşımda ise 256 birim atmosfere karbondioksit salınmış. Yani iklimi değiştiren ve havayı kirleten fosil yakıtlarda ciddi bir artış söz konusu.

Bu durumu zaman içinde de görelim. Grafikte de göreceğiniz gibi, 2000 yılına kadar hem karayolu ulaşımında hem de binalarda karbondioksit salımlarımız belli bir aralıkta seyrediyor. Sonrasında aralığın üstüne çıkıyor ve 2007’den sonra ikisi de hızla yükselmeye başlıyor. Yani bugün geçmişten daha fazla fosil yakıt kullanıyoruz.

KentlerdeFosilYakıt

Bugün ekonomi politikasının adı yüksek karbon ekonomisi. Yani yüksek binaların çevrelediği kentler, daha fazla kömür, petrol ve doğalgaz kullanan bina ve ulaşım sektörlerine sahibiz. Düşük karbon ekonomisine geçmeyi düşünmediğimiz içinde enerji verimliliği ve tasarrufu politikalarında yer bulmuyor. Sonuçta daha fazla fosil yakıt için daha fazla parayı doğrudan ve dolaylı olarak ödüyoruz.

Şimdi soru şu, bu kadar iklimi değiştiren fosil yakıt kullanımı artarken, kentlerimizin havasının temiz olduğunu düşünebilir miyiz?

Share Button